19 Kasım 2008

Ah be Çağan, yine yaptın yapacağını…


Bir şeyin güzel olup olmadığını, sizde uyandırdığı duygulara göre anlarsınız. Mesela yemek, tadı dilinizden bedeninize bir huzur yayıyor ise o yemek güzeldir ya da müzik, bedeninizi kanatlarınız olmadan havaya kaldırabiliyorsa, sizi sizin dışınızdaki dünyadan ayırıp farklı bir aleme götürebiliyorsa o müzik muhteşemdir. Keza bu fotoğrafta, resimde ya da bir suyun tadında da aynıdır. Bütün bu hisler çeşitli duyu organları ile alınıp beyne iletilir ve oradan da iyi ya da kötü vücuda yönlendirilir…

Dün gittiğim filmden çıktıktan sonra da işte öyle bir duygu peyda oldu bedenimde. Kalbimin tam üstünde bir düğüm belirdi, uzun süre çözemedim. Filmin sonunda tutamadığım gözyaşları bile çözmeye yetemedi göğsümün üzerinde duran ağırlık hissini. Çözülsün istedim, derin derin nefes aldım ama yetmedi…

Çağan Irmak’ın Issız Adam filminden bahsediyorum. Yine yapmış yapacağını. Herkesin kendi hayatından bir şeyler bulacağı bir hikaye, herkesin bir hikayesinin mutlaka olduğu bir şehir, herkesin mutlaka kulağına hayatının bir dönemimde çalınmış müzikler ve muhteşem oyunculukları ile iki isim: Melis Birkan, Cemal Hünal…

İkisini de zaman zaman televizyonlarda görüyordum, aslına bakarsanız dizilere bakarak oyuncuların oyunculukları hakkında yorum yapmayı pek sevmem. Diziler bana biraz, nasıl derler sunni gelir. Asıl oyunculukları beyaz perdedeki performanslarına göre veririm, tabi burada benim değerlendirmem ne kadar “umurda” orası da bir muamma. Neyse, bu iki oyuncu Çağan Irmak’ın da muhteşem yönetmenliği sayesinde çok gerçekçi bir film çıkarmışlar ortaya. Sevgililerin arasındaki duygular, sevişme sahneleri, küsmeler, ağlamalar, tepkiler o kadar gerçekçi ki kendinizden bir şeyler bulmamanız olası değil.

Filme ilişkin yaptığım ilk değerlendirmelerim genellikle oyuncuların bende uyandırdıkları duygularla alakalı olur. Duygulara önem veririm zira. Bu film tamamen benim hayatımı anlattı, benim hayatlarımdan parçalar sundu desem yalan olmaz. İstanbul aşkım yeniden peyda oldu mesela, hiç bitmemişti aslında ama yeniden “Hadi Gamze biraz daha asıl” dedi bana. Oyunlar, oyuncular, hikaye gerçeğe o kadar yakın olunca ben de kendimi kaptırdım işte, bir ara oradayım sandım. Karşımdaki benim eski sevgilim de ona kızıyormuşum gibi hissettim. Ya da sokağın penceresinde oturup kitabını okumaya çalışan, aklındaki sorularla uyumakla uyumak arasında gidip gelen ya da manasız bir sebepten dolayı sevgilisinden uzak düşen benmişim gibi…

Görüntüler de muhteşemdi, çekimler profesyonelce yapılmıştı. Filmin sihrine mi kaptırdığımdan kendimi bilmem ama bir tane bile kusur bulmadım görüntülere dair. Hatta bir ara gerçek adamın gerçek kadını götürdüğü eski 45’liklerin çaldığı o bardaymışım gibi hissettim kendimi. Öylesine sahici bir mekandı ki… Sahi öyle bir mekan İstanbul’da var mı? Yoksa da hemen yapılmalı. Ne kadar ev gibi ne kadar samimi ne kadar eskiye dair şey varsa içinde olan bir mekandı öyle.

Güzel olan şeyleri severim ben, bunu da sevdim. Filme dair diyebileceğim en güzel, en onure edici kelime bu bence. Filmin sonuna gelince, yok anlatmayacağım ama gerçek adamın pişmanlıklarına değil de, neden bilmem gerçek kadının itiraflarına ağladım. Kadın olduğumdan mıdır yoksa “Evet ben de bunları yaşadım” diye düşündürdüğünden midir bilmem ama öyle… Dedim ya film çok sahici, kendinizden bir şey bulmamanız olası değil…



Not: Başlığa aldanıp Çağan Irmak ile dostluğumuzun olduğunu düşünmeyin. Ama tanımak isterdim. Zira gerçekçi bir adam... Bu arada daha fazlası için http://www.issizadam.com/

2 yorum:

sibel dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın filmi..İzlemediğim halde okurken beğendim..Bu arada İstanbul bir sevdaysa senin için yine senden duyduğum bir Tayfun Talipoğlu sözünü yazmak isterim buraya..

'Sakın Erteleme Sevdalarını Bedelini Ödemiyor Yaşam!'

sibel dedi ki...

Veee nihayet filmi izledim dün akşam...Şuna kanaat getirdim ki, bi film ilk çıktığı sıralarda izlenilmeli..Eminim ki, çok fazla yorum,izlenim,etki okumasaydım hakkında çok daha fazla beğenecektim..Çünkü film hakkında okuduklarım ya da dinlediklerim öyle büyük bir beklenti oluşturmuş ki bende, özellikle ilk bölüm beklentimle hiç ama hiç örtüşmedi..Ama bekledim.. 2. bölümde çıkıverecekti ortaya duygu bombardımanı...Nitekim öyle de oldu..

Ellerine sağlık Çağan Irmak...