08 Ekim 2010

Fasulyenin topraktan çıkışına aşığım ben...



Dün mahalle sayfası için şehir merkezine oldukça uzak kaçan –bir de biz uzattığımız için yolu, iki kat daha uzadı- bir mahalleye gittim. Adını bir zamanlar bölgede bulunan altıayaklı bir sütundan alan Altıayak Mahallesi’ndeydim dün. Mahalle, tarımla uğraşan insanların yaşadığı bir yer. Daha çok seralarına sebze ve çiçek dikiyorlar. Bahçelerinde zeytin, nar ve üzüm var. Hayvancılık derseniz yok denecek kadar az.



Ama insanları çok tatlı. Sıcak, samimi,i ben gittiğimde muhtar daha gelmemişti. Muhtarı evinin avlusunda bekledim. O gelene kadar da kardeşiyle, çocuklarıyla,i anne ve babası ile sohbet ettim. Çok eğlendim.



Önce yanıma evin babaannesi geldi. Önce bir tepsi içinde seradan yeni toplanmış salatalıklarla tuz getirdi. Onları yerken sohbet etmeyi de ihmal etmedi. Önce bir iki lafladık onunla, sonra geçti karşıma “Sen kız mısın gelin misin?’ diye sordu. Gülümsedim, “Ben bekarım” dedim. Şöyle bir süzdü beni, “Belli” dedi. “Nerden belli söyle bakalım” dedim. “Altın yok kolunda, küpelerin de yok” dedi. Küpelerimi göstererek “İşte var ya” dedim. “Onlardan olmaz, altın olacak” dedi benim canım gümüş küpelerime bakarak. Ne yapayım ben, bastım kahkahayı. Evin gelini de gelince muhabbet daha da koyulaştı. Çay falan içerken bu sefer muhtar katıldı aramıza. Sonra da eş dost akraba.



Ben muhtarla röportaj yaparken de evin dedesi Hasan amca geldi yanımıza. Selamlaştık tanıştık. Biz röportaja devam ederken Hasan amca da beni evlendirme derdindeydi. Bir ara yanılmıyorsam bana tarla falan verdi, koyunlar da yanında. Biz konuşurken o da bir şeyler anlatıyordu. Bir ara dayanamayıp yine bastım kahkahayı. Daha küçüğüm ben dedim, evlenemem. Hatta gitme vaktinin yaklaştığı bir ara, muhtarın odasında Fatma nine bana yaşımı sordu. “Kaç gösteriyorum” dedim, bana “20-21” dedi. Ağzım kulaklarıma vardı resmen. “27’yim ben” dedim, “Küçüğüm” daha diye ekledim. Yaşımı göstermediğimi söyleyince daha bir mutlu oldum. Evet ben yaş takıntısı olan bir deliyim.



Röportajı bitirdikten sonra ben hem Fatma ninenin hem de Hasan amcanın fotoğraflarını çektim. Onlar bana hiç naz etmeden poz verdikçe daha çok sevdim onları. Muhtar “Aman ha gazetede çıkmasın” dedi, “Yok dedim bunları kendim için çekiyorum”. İşte şimdi de burada sizlerle paylaşıyorum. Aslında dün gelir gelmez yazacaktım ama kötü bir kaza oldu, ona koştuk. Gece zaten peltimiz çıkmıştı, şimdiye kaldı.



Ben gerçekten şehir merkezinde görmediğim yakınlığı böyle tarımla uğraşan insanların yoğun olduğu bölgelerde görüyorum. Çok seviyorum o zaman yaptığım işi. Fasulyenin topraktan çıkışına aşık olan ben, ileride böyle bir yerde yaşamak isterim…

4 yorum:

zey0zey dedi ki...

nar dedin de nassssı canım çektiiii =(

dersaadet dedi ki...

Antalya'ya gel zeyzey ağaçlar nar dolu:) Birisi de benim masamda duruyor:)

Yurdanur dedi ki...

Fotoğraflar çok güzel olmuş.Yazı da..Eline sağlık

dersaadet dedi ki...

Teşekkür ediyorum:)