Gittiğim her yerde seni de görebilmeyi umuyordum hep. Ama bugün, o cenaze törenine gelirken, saçma belki ama, seni orada görmek istedim. Şansım yaver gitti ve sen oradaydın.
Önce inanamadım, belki bir yanılsama dedim. Çünkü günlerden Cumartesi idi ve senin orada olman çok anlamsızdı. Ama oradaydın işte. Heyecanlandım, elim ayağım birbirine dolaştı. Önce bir arkadaşımı telefonla arayıp bir şeyler saçmaladım. Sonra gözlerine bakmamak için bir sigara yakıp kendimi oyaladım. Biliyor musun, gözlerini hissediyordum. Onlardan fazla kaçamadım. Caminin bahçesine girince, biliyorum pek romantik bir mekan değil, gözlerimle etrafı taradım. O kadar heyecanlıydım ki yanına gelemedim. Seni gördüm, yönünü bana döndün, ben ise bakışlarımı başka tarafa çevirdim. Sonra sen aynı şeyi yaptın. Yoksa her şeyin farkında mısın?
Bir ara kayboldun, seni görünce yine rahatladım. Yanına gelip masum bir selam vermeye bile cesaretim yoktu, yüreğim ağzımda atıyordu. En son cenazeyi taşırken gördüm seni gülümsedim, sen de bana. Biliyor musun, farkında olduğunu biliyorum… Ama sana gelirken bir türlü cesaretimi toplayamıyorum…
Tüm gün içimdeki sırrı seninle paylaşamamış olmanın sıkıntısını yaşadım. Yanına gelip iki kelime konuşmadığım için hayıflandım. Belki geçici, belki uzun soluklu ve heyecan verici, bilmiyorum. Sadece seninle nefeslerimiz birbirine karışsın istiyorum…
Şimdilik, ama sadece şimdilik bekliyorum…
29 Ocak 2011
28 Ocak 2011
Hayırlı olsun demek yok mu?
Ben ‘şartlar’ oluşmadan eyleme geçmeyenlerdenim. Yani şu korkaklardan. Aklımda uzun süredir bir düşünce vardı mesela, hayata geçirmek için odamı düzene koymam gerektiğine inandım. İhtiyacım olan bir kitaplık ve bir çalışma masası idi. Evde yok muydu çalışma masası, vardı ama odam küçüktü ve benim daha küçük bir masa almam gerekiyordu.
Bir süre internette bakındıktan sonra karar verdim ve Koçtaş’a gidip aldım kitaplığımla çalışma masamı. Kurulduğu gün çok eğlenceliydi, çok keyifliydim. Evimizin her Pazar misafiri olan arkadaşım da yanımdaydı nitekim, güle eğlene kitapların yarısını dizdik kitaplığa.
Uzun süredir ‘hayırlı olsun’ dileklerini almak için bloğa fotoğraflarını yüklemek istiyordum ama işlerin yoğunluğundan fotoğraf çekememiştim. Aslında bir iki kitabın gelmesini bekliyordum, onlar da geldi, zaten fotoğraflarımı çektim. Har ve Tol. Geldikleri günden beri, deli gibi kokluyorum onları. Eh tabi kitaplığıma okumaktan büyük zevk aldığım ve okumadığım kitaplarını okumak için satın aldığım Ahmet Ümit’lerimi de dizdim. Oh ohh pek bir sevinçliyim.
Çalışma masamın sadece altının fotoğrafını çektim, üstü pek bir dağınıktı toplamaya üşendim. Onu da yakında size gösteririm. Kitaplığım küçük ama olsun, anca sığdı zaten odaya. Benim niyetim ondan iki tane almak yan yana koymaktı ama odamın ne kadar ufak olduğunu unutmuştum. Arkadaşım sağolsun yanımdaydı da çimdikleyip rüyamdan uyandırdı beni.
Neyse efendim, kitaplarımın bir kısmı gün yüzüne çıktığı için mutluyum. Artık o odada bişiler de yapabilirim. Sadece uyumakla kaldığım odam artık bir şeyler üretebileceğim bir mekana dönüştü. Ufak tefek ekler de olacak. Onları da tamamladım mı işlem tamamdır.
Eeeee hani, bir ‘hayırlı olsun’ yok mu?
22 Ocak 2011
Murat Uyurkulak ve ben...

Bazen size de olur mu? Tanımadığınız bir adam, sizde hem yıllardır tanıyormuşsunuz hem de çok şey paylaşmışsınız hissi uyandırır mı? Bende oluyor. Az önce de oldu. Gazetede röportajını okuduğun ve ‘Tol’ adlı romanın yazarı Murat Uyurkulak bende inanılmaz bir his uyandırdı. Neden bilmiyorum, nasıl oldu bilmiyorum ama o kadar tanıdık geldi ki fotoğrafını görünce boynuna sarılmak istedim, gazeteye çıkmış olması, röportaj vermiş olması beni çok gururlandırdı.
Tol ve Har diye iki kitap yazmış, üçüncüsü de yoldaymış. Tol’u hep görürdüm de almazdım, zamanı değilmiş demek ki. Az önce İdefix’ten siparişimi verdim, Tol ile Har’ı. Gelir gelmez okuyacağım.
Bir de garip bir şekilde onunla tanışmak da istiyorum. Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum niye. Yok yok suretine aşık olmadım. Ama sebebini bilmiyorum… İstanbul’un yüzü eskimiş bir sokağında, birer bardak çayla dünyayı kurtaran uzun bir sohbet etmek istiyorum. Evet evet bunu istiyorum. Ve yine, yine yine yine bu şehirde yaşadığım için lanetler okuyorum…
Ve şimdi, neden böyle hissettiğimi çözmeye çalışıyorum…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)