18 Ağustos 2010

Onu nasıl bulacağım?


Bir gün oturmuş sohbet ediyorduk onunla. Benden yaklaşık 30 yaş büyüktü. Aynı yerde büyümüştük, benden 30 yıl önceki memleketi anlatıyordu. Konu, benim de okuduğum o ilköğretim okulunun yakınındaki kitapçıya geldi.

Dedi ki “O zaman param yok kitap alacak. Ancak işte okula gidiyoruz. Kırtasiyenin camekanında bir kitap gördüm, üzerinde bir kadın. Aşık oldum kadına. O günden sonra gittim geldim kitaba baktım… Bir gün kırtasiyedeki adam yanına çağırdı, ‘Okumak istersen vereyim ama geri getir’ dedi, aldım, eve koştum, bir çırpıda bitirdim kitabı….” Kitabın adı ne diye sormuştum, “Mutlaka okumalısın, bulabilir misin bilmiyorum ama adı 25. Saat” demişti.

İstanbul’daydım, Antalya’ya dönünce kitabı aldım. Okudum, beğendim ve bayıldım. Üstünden bir buçuk yıl geçti, ona da kitabı almak istedim. Aldım da. Ama numarası da değişmiş, adresini bulamıyorum. İşin kötüsü internetin de iyi bir kullanıcısı değil…

17 Ağustos 2010

Çocukluk hallerim

Ayci, burada bahsedince ben de çocukluğumla ilgili aklıma gelen bir anıyı paylaşmak istedim.

Sene kaç inanın bilmiyorum, sanırım ilkokula daha yeni başladığım yıllar. Biz müstakil bir evde oturuyoruz, aile evi, halamların da dairesi var orada. Suna ve Gülçin diye de iki tane çocukluk arkadaşım. Her neyse, bunlarla biz birbirimizi oyunlara ‘… hanım papucu yarım çık dışarıya oynayalım’ diyerek çağırırdık. Niye bilmem, sesi duyan kendisini sokağa atardı. Terlikleri değiştirip merdivenlerden çıkmaya çalışır, ters giyerek işi daha zor bir aşamaya getirridik. Yaza doğru da dışarıya konulan odun sobasının içine saklanarak ya da merdivenlerin koruluklarına başımızı sokarak oynardık. Tamam tamam ben sokardım başımı o koruluklara, sonra da zor çıkarırdım koca kafamı.

Yazın olunca ikisi aileleri ile bir yerlere giderdi, ben de Almanya’daki kuzenimi, Nurdan’ı beklerdim. O Almanya’dan daha önce hiç adını duymadığım oyuncaklarını getirir, aklıma ticari fikirleri yerleştirirdi. Biz daha bebeklerimize düğün yapıp, düğün hediyesi olarak getirilen kraker ve çubukları yerken, o küçücük ilçede satış yapıp para kazanabileceğimizi söylemişti. Nitekim yaptık da, ne mi oldu? Battık:)

Bununla kalmadı bizim parlak fikirlerimizin hayata geçmesi. Onların evinde, yatakların konulduğu bir oda vardı. Açılmayan ve içeri girilmeyen bir oda. O odaya girdik ve ‘Neden biz de uçmayalım ki?’ sorusuna yanıt aramaya başladık. Elimize kazların ve tavukların kanatlarından yapılan ve bizim oralarda ‘telek’ denilen o şeyi alarak yatakların üstüne çıktık ve telekleri kanat gibi çırparak aşağı atlamaya başladık. Ben atlıyorum, arkamdan kuzenim atlıyor ama bir türlü uçamıyoruz. Bu denemelerimiz de hiç kullanılmayan odadan gelen sesleri duyan halam içeriye girinceye kadar sürdü. Gelip kapıyı açınca önce ne yaptığımızı anlamaya çalıştı. Benim ‘Hala biz uçmaya çalışıyoruz’ sözlerimi duyunca tarihe kazınacak o lafı etti. “Kızım hadi Nurdan neyse de (zayıf diye), sen bu halinle nereye uçuyorsun” dedi Valla ona o ara kızdım mı bilmiyorum, ama o anı halamlar her gelişinde anlatılır ve her söylediğinde de katıla katıla güleriz. Eh diğer kirli çamaşırlarımızı da dökmeden edemez tabi:)

16 Ağustos 2010

İşte benim keşkelerim...

• Üniversiteyi sırf Tayfun Talipoğlu Ankara’da diye, Ankara’da okumak istedim. İki tane tercih yazdım, ilki Ankara Üniversitesi, ikincisi Gazi Üniversitesi. İlk tercihim tuttu. Gittim, 5 yıl Ankara’da kaldım. Talipoğlu’nun o sıra program yaptığı NTV’nin önünden yüzlerce defa geçtim, üzerinde ‘Bam Teli’ yazan arabayı binlerce defa gördüm. Ne yaptım peki? Yaklaşamadım. Sadece bir gün arabası Tunalı Hilmi’de bir pizzacının önündeyken üzerinde ‘Sana ölüyorum, bitiyorum (!) ile birlikte telefon numaramın yazdığı notu bıraktım. Sonuç mu? Aramadı!!!
• Üniversitedeyken bir yaz Hürriyet’te staj yaptım. Yapmak denirse. O ara aklım sevgilimdeydi, beni hayatından çıkardıktan sonra ‘Yeniden birlikte olalım, her şey çok farklı olacak’ mesajları gönderiyordu. Ondan beklemediğim bu performans beni etkilemişti. Yeniden başlamıştık. Öncesinde, odasında birebir konuştuğum Bekir Coşkun’un ‘kendini daha çok geliştir’ sözlerini unutmuştum. Stajımın bir ayı saçma sapan işler yaparak, hayallere dalarak geçti. Bekir Coşkun ile aynı binadaydım ama odasına bir kere bile giremedim.
• Lisedeyim, liselerarası tiyatro şenliği var. O zaman tiyatronun Sanat Yönetmeni Müfit Kayacan’dı (şimdi de öyle). Fikret Otyam’ın bahsi geçti, onunla tanışmak için numarasını aldım. Gazipaşa’da yaşıyordu o zaman. Numara yıllarca defterimde kaldı, ve ben hiç aramadım…
• Üniversiteden sonra; İstanbul’da K Dergi ile görüştüm, bir iki güne geri döndüler. Dışarıdan yaz, paranı verelim dediler. Ben ne yaptım, düşündüm düşündüm, K dergi bana iş teklif etti diye böbürlendim ama yazmadım. Tembel miyim evet, ya pısırık???
• Ben edebiyatla uğraşmalıyım, yazıp çizmeliyim hayallerimi dedim. Oturdum bir web sitesi adı aldım. Web sitesini yapacak olan adamla oturdum konuştum, olmadı üstüne adama aşık oldum, sevgilim oldu. Adam gitti, ben kaldım, web sitesi ne oldu? Bekliyor, kimi mi? Yeni bir aşkı herhalde…
• Bir gün web sitesinde bir ‘İlk Roman’ yarışmasının duyurusunu gördüm, kendimi gaza getirdim. O yetmedi etrafımdakileri de gaza getirdim. Mayıs’a kadar ben alasını yazarım dedim. Nasıl başlamalıyım acaba diye uzun süre düşündüm, ilk cümlem üzerine kafa yordum. Sonra ne oldu? Unuttum…


Sanırım hayatım boyunca yaptığım en iyi şey, orta okuldan beri yapmak istediğim şeyi yapmak, ‘Gazetecilik’ okumak oldu. İlla Ankara’da Ankara Üniversitesi’nde okuyacağım dedim, okudum. Sonra ne mi oldu. Ben tembel bir kadın oldum çıktım… Pısırık mıyım tembel mi, bilemedim…