09 Aralık 2010

Koca Osman gibiyim bugünlerde...

(Yaşar Kemal, İnce Memed romanında);

Dağdan inen İnce Memed, bir gece Vayvay Köyü’nde yaşayan Koca Osman’ın evine sığınır. ‘Şahinim’ diye seslendiği İnce Memed’i karşısında görünce kanatlarının altına alan Koca Osman, köyün topraklarına sahip olmaya çalışan Ali Safa Bey’e karşı köylüleri yüreklendirmek için İnce Memed’in yanlarında olduğunu söylemek isterken, bir taraftan da köylülerin İnce Memed’e sahip çıkmayacakları, onu hükümete teslim edeceklerin korkusunu yaşar. Köylüye konuşup konuşmamak arasında gidip gelen Koca Osman, İnce Memed evlerine geldiği günün sabahında bayramlık giyitlerini giyinir, beline silahını takarak köy meydanında kasıla kasıla akşama kadar cigarasını tüttüre tüttüre yürür. Koca Osman’da bir haller olduğunu anlayan Vayvay köylüleri ise İnce Memed köyü terk ettikten sonra öğrenirler ‘Şahin’in köyde olduğunu…

Şimdi ben;

Koca Osman gibiyim. Bayramlık giysilerimi giyinmişim, etrafta deli divane dolaşıyorum. İçime yerleşen o ‘şey’i düşünüp düşünüp gülümsüyorum. Bana bakanlar bir şeyler olduğunu anlıyor. Söyleyemiyorum. Hal böyle olunca, içimdeki o şeyi dağıtmak istiyorum.

Ve ben sustukça;

İçimdeki o şey büyüyor. Dağıtmak için ise çareler arıyorum.

İşte bu yüzden bugün;

3 ayın sonunda bugün sigaramı yaktım, efkarımı dumanla savurdum. Ayak parmaklarıma kadar rahatladım…

3 yorum:

hamit seçil dedi ki...

Yaşar Kemal - İnve Mehmet

Ateşi yandıran kavdır Demiri dövdüren tavdır

Kimi yıllar Çukurovaya bahar birdenbire iner. Çiçekler tomurcuklar, kuşlar, arılar, böcekler, otlar birdenbire bastırır. Ilık güneş, apaydınlık ortalığı doldurur. Kurdu kuşu, börtü böceği, yılanı karıncasıyla bütün yaratık yuvalarından dışarıya uğrayıp şaşkın, telaşlı, yeni, taze bir dünyaya kavuşmanın
sevinci içinde yumuşacık toprakta gezinirler. Akdenizin üstünden yekinen parça parça ak bulutlar, ovanın toprağına koyu, pul pul gölgelerini bırakarak Toros
dağlarına giderler. Ve birdenbire, nereden geldiği belirsiz yağmurlar yağar. Ortalığı seller götürür. Sular taşar, yörelerine sapsarı milleri yayarak Akdenize deli bir hızla akarlar, mavi suyu kırmızıya boyarlar. Keskin, mor kayalıkların aralarında ışıltılı sarı çiğdem çiçekleri açar, sarvan kurmuş sarı
çiğdemlerin bir ulu bahçesi olur dağlar. Ve binbir çiçekle, kokuyla
nennilenirler. Turaç sesleri gelir durmadan, kuytulardan, bucaklardan. Ovanın insanları, bahar böyle birdenbire patlayınca küskün, kınalı cerenleri beklerler...

Profösör dedi ki...

İçindeki şey nedenini bilemediğiniz iyiliklere ve güzelliklere dair bir his midir? Umcrız öyledir.

dersaadet dedi ki...

Hamit, dövün beni o zaman:))

Profösör, güzel şeyler, güzellikler...