30 Eylül 2010

Son günlerde kendimi...

Hem bu antika dükkanı kadar KARIŞIK



hem de şimdi bir pansiyon görevini üstlenmiş eski bir evde unutulmuş su kuyusu kadar ISSIZ, TERKEDİLMİŞ ve BOŞ hissediyorum.

26 Eylül 2010

O çocuğu festival öldürmedi ama beni bu zihniyet öldürecek!!!

Bugün aslında size önceki gün açılışı yapılan ve dün çok eğlendiğim October Fest’teki izlenimlerimi yazacaktım. Ama dün akşam meydana gelen ve bugün de hem bazı sivil toplum kuruluşları ile siyasi partileri ‘yersiz’ ve ‘anlamsız’ bir şekilde ayaklandıran ‘ölüm’ haberi yüzünden ‘izlenimlerimi’ şimdilik erteleyeceğim…

Efendim, dün akşamüzeri bizim polis adliye muhabirimiz için oldukça hareketli geçti. Bir anda hem kaza hem iki cinayet ve hem de bir ölüm haberi geldi. Hali ile o da morg, emniyet ve mahalleler arasında mekik dokudu. Ölüm haberlerinden birisinin hikayesi ise October Fest’e dayanıyordu. Amerika’da üniversitede okuyan bir gencimiz birkaç gün önce ailesinin yanına gelmiş. Bu YETİŞKİN gencimiz arkadaşları ile soluğu festivalde almış. Efendim burada gencimiz içmiş de içmiş. Festival bittikten sonra eve de geçip arkadaşları ile içmeye devam etmiş. Sabah ise malum sonuç. Evdekiler bir arkadaşlarının morarmış cesedi ile karşılaşmışlar.

Öncelikle bu olay tamamen tatsız. Yani insanın tabir yerindeyse ‘bok yere’ ölmesi, hem de daha hayatının başındayken oldukça acı. Evet ölüm bir gerçek ama, kötü işte… Ailesine sabır diliyorum…

Ama burada beni bu yazıyı yazmama iten sebep bu kadar değil. Sebep anlamsız yere festivalin ve festivali yapan belediyenin suçlanması. Hem de tamamen saçma sapan sebeplerle. Yok efendim bu ne arsızlıkmış da böylesine bir festival yapılıyormuş, festival Türk kültürüne, ahlakına uymuyormuş, gençlerimiz kötü yola itiliyormuş…. Yok ya, demek gençler kötü yola itiliyor. Ulan madem gençlerle ilgileniyorsunuz, okullarda uyuşturucu satanları bulup vazgeçirsenize yaptıkları işten, tedavi ettirsenize, onları uyuşturucuya iten sebepleri bulup -hatta bulmanıza gerek yok ben de size söyleyebilirim, sebep ekonomi- onlara yardım etsenize. Ramazan ayında 5 yıldızlı otellerde kendi kendinizin karnını doyurup yemekten sonra yediklerinizin gazını osurarak çıkaracağınıza, oturduğunuz tahttan olaylara bakacağınıza, din din diyip dini kullanarak saçmalayacağınıza, aynanın karşısına geçin de bir bakın kendinize.

O çocuğu öldüren şey o festival değil. Alkol her yerde satılıyor. Her şeyin ‘aşırısı’ fazladır, bilmiyor musunuz yoksa. Hem otopsi sonuçlanmadan, çocuğun neden bu kadar içtiğini bilmeden, hem de yetişkin birisinin, kendi kararlarını verebilecek yaşta birisinin belki de sağlığı ile ilgili sorunu öteleyerek, belki de antibiyotik sonrası aldığı, belki de bilmeden abartarak, aşırıya kaçarak tükettiği alkol sonrası hayatından olmasını nasıl bağlarsınız festivale, belediyeye?
Sadece alkol müdür zararlı olan yoksa çocuklarınızın yanında fütursuzca içtiğiniz o sigaranın zararı yok mu?

Çok sinirliyim dostlar çok. Birisi telefonla arayıp bu konu ile ilgili bir mail gönderdiğini söyledi. Sinirlerime hakim olamayıp ‘saçmalamayın, sorun festival mi’ dedim sonra da sustum. Ben bu ülkenin, bu zihniyetin değişmesini istiyorum artık ya, değişmesini…

Not: Dün festivali düzenleyen alkol firmasının yetkilisi ile festival alanında sohbet ettik. 18 yaş altı olan ve elinde bira olan çocukları kovalarken masamıza da buyur ettik. İşim var, çocukların ellerinden içkileri alıyorum dedi. Festivale zarar gelmesini istemeyiz, çocuklara da diyerek ayrıldı yanımızdan…

24 Eylül 2010

Üzgünüm 'ben' biraz daha buralardasın...

Kahve fincanının içindeki baloncuklarla göz göze geldik az önce
Bana, daha önce farkına varmadığım birisini gösterir gibilerdi
Gözleri şiş, cildi yorgun, saçları dağınık
Bu ‘ben’in ta kendisiydi.

Uzun bir yolculuğa, dinlenmeye, eşle dostla uzun sohbetler edip gülmeye ve sanırım eski defterleri karıştırmaya ihtiyacım var. Mazoşist tarafım bir yana, eski anılar (anı dediğin zaten eskidir) beni kendime getiriyor. Durgun olan hayatımı ‘Bir zamanlar ben de heyecanlıymışım, canlıymışım’ dercesine renklendiriyor. Ya da yeni kararlar alıp yine yapmamak, ertelemek üzere yola çıkmamı sağlıyor. Sahi hep böyle yapıyorum ben, aldığım kararlar yaptığım planlar yolda kalıyor, ben ise ilerliyorum. Marş marş, ama nereye. Vallahi ben de bilmiyorum…. Her neyse…

Kısacası baloncukların gösterdiği ‘ben’in yenilenmeye ihtiyacı var. Buradan ‘kısa süreliğine yokum, tatile çıkıyorum. Tatil değil aslında yenilenmek için bir süreliğine uzaklaşıyorum’ yazmak isterdim ama üzgünüm, kendim için yani. Buralardayım. Sabah yataktan kalktıktan sonra uykusunu alamadığı için banyoya kadar yürümekte bile zorlanan ayaklarım, herhalde bu aralar beni uzaklara götüremeyecek kadar bezginler. Zamansız serzeniştlerimden birisini yaşıyorum yine. Kasım’a kadar buradayım, Aralık ayına göz kırparken de İstanbul semalarında sanırım…