20 Şubat 2009

Hayalci arkadaşlarım ve ben(Bir Cin Ali araklaması değildir)



Dün yine hayal kurma günüydü. Öğleden sonra başlayıp sabaha kadar hayal kurduk(m). Evet bu sefer hem yalnız değildim hem de uzun uzun hayal kuracağım bir şey oynamıştım; süper loto. Bir ara az kalsın kuponu yatırmayı unutuyordum ama neyse ki son anda kurduğum ‘hayal’ uyanmamı sağladı. Hayal ile başlayan hayal ile son buldu…
Aslında dün normal bir gün değildi. İşsiz oluşumun ilk günüydü. Ofise kalan eşyalarımı toplamaya gittim, sonra Duygu ile buluşup Hamit’e menemen yemeğe gittik. Hamit’e gitmek için durakta dolmuş beklerken ben bir kuponumu yatırayım dedim, hemen markete indim. Ama şansıma markette elektrikler yoktu. Duyguya bana anımsatmasını unutturmamasını tembihleyip bindim dolmuşa. Ama Hamit’lerde de bulaşıktı, yemek yapmaktı, çaydı derken ben koltukta uzanırken buldum kendimi. Bir taraftan çay içip bir taraftan da yemekteyiz programındaki adama ve yaptığı yemeklere bakıp ‘Ulan o malzemeler bizde olacak ki’ diyoruz. Menemen yemişiz ya herifin yaptığı bilmem ne danasının bilmem nesi bize değişik ve tadılması gereken bir şeymiş gibi geliyor. Neyse, o ara Duygu sıkıldım keşke film izleyebilseydik falan dedi. Ben o ara dalgın dalgın televizyona bakıyorum, yemeğin ağırlığı çökmüş zaten bir de erken kalkmışım, uyumakla uyumamak arasında gelip gidiyorum. Duygu film falan diyince ben kendimi hayal kurarken buldum yine. Hamit’in salonunda 37 ekran bir televizyon var, anteni de Türk usulü. Hatta Duygu’da el atıp biraz daha düzeltti biz gelince. Neyse ben içimden ‘Şuraya DVD alırız, büyük ekran bir de televizyon izleriz’ diyordum ki hemen ayakladım. Ya dedim ben kuponu yatırmadım saat kaç? Saat sanırım 5 e çeyrek vardı ve sanırım saat 5’te bitiyordu kupon yatırma işi. Nasıl kalktım, o yağmurda sokağa kendimi nasıl attım bilmiyorum.
Islanmaktan aslında nefret ederim, çıktım dışarı yağmur var ama ben takmıyorum. Açtım şemsiyeyi, bir bayiye girerken gördüm telleri kendiden geçmiş. Kapattım hemen, kapşonumu başıma geçirip önüme gelen bayiye kupon yatırıp yatıramayacağımı sordum. Kupunu yatırmadığımı anımsamam gibi yatırma olayım d maceralı geçti. Kupon alıp almadığını sorduğum bir bayi bana ‘Yok abla biz topu kaldırdık’ dedi mesela. İyi etmişsin abi dedim içimden, ben ne yapacağım şimdi diye de ekledim. Şarabını sevdiğim bir bayi var, Hamit oraya git demişti (ben böyle şarabını seviyorum yok bira içiyorum falan diyorum ama sanmayın ben alkoliğim, alakam yok valla), gittim. Orda da yatırılmıyormuş ama hemen yanında kupon alan bir yer varmış. Oh diyip attım kendimi büfenin önüne. Bir adam vardı önümde bir şeyin sonuçlarını istiyordu. O sonuç diyince benim kalp atışlarım hızlandı. ‘ Ne çekildi m, ne zaman niye ya’ diye ardı arkası kesilmeyen soruları büfedeki kadına sorarken buldum kendimi. Kadın güldü tabi, siz ne yatıracaktınız dedi. İşin komiği ben daha ne yatıracağımı bilmiyorum. Şans topu ile süper loto arasında gidip geldim kuponu çıkarana kadar. Çıkardım, yok dedi daha çekilmedi, 8 den sonra. Bir oh çekip kuponu yatırması için uzattım. Sonra da 6 verip 20 bin kazana(N)cak birisinin haklı gururu ile eve gittim.
Gün böyle bitmedi ama. Eve girince hep birlikte hayal kurmaya başladık. Kuponu yatırmadığımı nasıl anımsadığımı da paylaştım onlarla. Tabi onlar da hemen yeni şeyler eklediler benim DVD hayalinin üstüne. Ama o kadarla da kalmadık. O yağmurda sırılsıklam olma pahasına çay içmeye gittik. Bizim çay ile başlayan ama sonu bir barda biten yolculuklarımızdan bir tanesiydi tabi. Ben 14 Şubat’taki kusma olayından sonra alkole ‘tövbe’ demişim, o yüzden dayandım kahveye. İkisi devam ettiler biralarını tokuşturmaya. Muhabbet, kuruma çabası ile arada devam ediyoruz hayal kurmaya. Anımsıyorum, alkol almamıştım ama zengin olamamanın üzüntü ile sümen altı etmiştim hayalleri, bir ara Kaleiçi’nden ev aldık, ben İstanbul’daki dubleks ev-işyeri projemi anlattım onlara. Sonra ajansından yayınevine, oradan gazetesine kadar her şeyi içine alan bir LTD.ŞTİ kurduk. Kuruyoruz habire ve iyi şeyler yapıyoruz. Piyasayı silip süpürüyoruz, iyi de ediyoruz. Akılı insanlarız nitekim!?!? Tamam olmayan sermaye üzerine çok konuşup çok inanıyoruz(m) ama olsun, iş kurup batırmadan devam ettirmenin inceliklerini biliyoruz.
Gece böyle bitti, eve yalpalayarak gittim. Neden diye sormayın, söylemem. Sabah hayal kurmama sebep olan şeyin sonuçlarına hemen bakma fırsatım olmadı. Sokağa çıktığımda şans eseri devretti yazısını gördüm bir markette. Belek’e gidecektim, bir mesaj yazdım hayalci arkadaşlarıma “Sevgili arkadaşları Duygu ve Hamit; sizinle kısa zamanda çok güzel şeyler paylaştık. Her güzel şey bir gün son bulur, nitekim arkadaşlığımızda aynı kadere maruz kalıyor. Dün güzel hayaller kurduk ama o zaman paranın sıcaklığını hissetmemiştim. Neyse uzun lafın kısası başınızın çaresine bakın. Beni dün gece ki gibi hatırlayın. Uzaklara gidiyorum, elveda dostluk (yemişim dostluğu para daha mühim) merhaba lüküs hayat. Hahaha (son gülen kötü kadın gülüşü)” Bu para çıkmadı demenin değişik bir yoluydu. Para çıksaydı eğer ben Belek değil Ankara yolunda olurdum herhalde… Ama her şeye rağmen, hala kurmak güzel şey be kardeşim…(Nazım Hikmet’in ‘Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim’ine itafen)

17 Şubat 2009

Aşk yeniden


Birkaç gündür içim kıpır kıpır,

Sanırım seni bekliyorum...

Sanırım, artık gelip kapımı çalmanı istiyorum

Yeniden ve hemen…
(Ben gelemeyeceğim artık kusuruma bakma, yoruldum...)

13 Şubat 2009

Denklem var, para yok!


Şans oyunlarını severim. Özellikle de kazı kazanları. Zengin olup olmayacağın anında belli olduğu için hayalini kurup, hayal kırıklığını da hemen oracıkta yaşayıp normal hayatına geri dönebiliyorsun. Yani öyle uzun uzadıya hayaller kurup sonrasında “ah ulan ah bir çıksaydı” demiyorsun. Her şey anlık, hayal kurması da onları gerçekleştirmesi de. Ha bir de anlık olduğu için o an aklından ne geçiyorsa, o an en çok neyi istiyorsan onun hayalini kuruyorsun. Biz dışarıda olduğumuz zamanlarda genellikle iş hayali kuruyoruz kazıkazan oynarken. Cafe ya da bar açıp orayı işletiyoruz, çok para kazanıp geziyoruz. Hepsi hayal kalıyor tabi…

Geçen gün dolmuşla bir yere gidiyordum. Yine hayal kuruyorum. Böyle kulağımda kulaklığım, uzaklara bakar gibi düşünceli düşünceli dolmuş camından da dışarı bakıyorum. Hayal kurarken bir taraftan da ‘Ben şimdi bangır bangır müzik dinliyorum ama ya bir şey olursa haberlik ve ben onu kaçırırsam ne yaparım’ diye de içimden geçiriyorum. Ama hayallerimden de vazgeçmiyorum. Kah aylarca bütün sokaklarını gezdiğim bir şehirde oluyorum, kah en iyi haberleri yaptığım ulusal bir yayında, kah kitabımın imza gününde, kah bir tartışma programında. Bunları kurarken de arada gerçek hayata dönüp acaba bir şey kaçırdım mı diye de etrafa bakıyorum. Yine böyle bir anda, olmadık zamanlarda olmadık şeyler aklıma düşer, olmadık bir şey düştü aklıma. Ya dedim ne kadar da kolaya kaçan bir nesil olduk(M) böyle. Millet yıllarca çalışıp didindikten sonra bir yerlere geliyor,
ben kazı kazandan kazanacağım paranın peşine düşüyorum, hayal kuruyorum, çıkmayınca da bir daha ki sefere kesin çıkacak diye bakıyorum. Öyle senelerce çalışayım, bir yerlere geleyim yok. Birden her şeyi öğreneyim, hiç düşünmeden bir yerlere gidebileyim, kimseye hesap vermeden çalışabileyim bla bla bla. Kazı, kazan, zengin ol ve gez. Denklem bu, kolay para kolay hayat…Yok ya!!!

Var ya, olsa ne güzel olur ama… Zaten bu tür düşünceler huzur bozan şeyler olduğu için kısa sürüyorlar. Gelip geçiyorlar, bu da öylesine bir zamanda aklıma düşen bir şeydi, zaman misali geldi geçti. Ben yine sıkışık zaman aralıklarında, ya da mutlu olmak istediğimde hayalimi kuruyorum, bunları düşünüp vazgeçmiyorum. Kazı kazan oynamaya, arada sayısal loto ve süper loto oynamaya devam ediyorum. Oynamazsam kendime ihanet etmişim gibi geliyor, ya da o hafta bana çıkacaktı da ben oynamadım diye devretti ve hakkımı kaybettim gibi. Bazen de kazı kazancıların önünden geçerken bir tanesini gözüme kestiriyorum, işte bunda büyük ikramiye diyorum ve geçiyorum. Yol boyunca da ‘geri dönüp kazısam mı’ diye geçiriyorum içimden. Ve ben onda büyük ikramiyenin olduğuna inanıyorum. Deli değilim hayır, sadece kısa yoldan huzura ereyim istiyor, huzurun da kazı kazandaki rakamların altında gizlendiğine inanıyorum… Ben inançlı birisi de değilim, bir şeylere bağlanmam gerekiyor güç almak için ve sayıların gücüne inanıyorum… İnanıyor muyum acaba? Çıkarsa inanırım herhalde?!?!?! Çıksa, ne güzel olur be…