23 Haziran 2011

Tesadüfi karşılaşma...

Bugün bir haber için sabahtan dışarıya çıktım. Niyetim söz konusu haberle ilgili birkaç fotoğraf çekip ofise dönmek ve sıcağın etkisini en aza indirmek için ofisten telefon açarak gerekli bilgileri almaktı. Ama ayaklarım beni düşüncemin tam aksi istikametine doğru yönlendirdi.

Fotoğrafları çektikten sonra soluğu söz konusu haberle ilgili detay öğrenmek için kaymakamlıkta aldım. Kaymakam bey yerinde olmadığı için ilçe emniyet müdürünün odasına doğru yollandım. Eskiden trafik şubede müdürü olan kişiyi karşımda görünce önce biraz şaşırdım. Oraya atanalı 8 ay gibi bir zaman geçtiğini öğrendikten sonra da birimlerdeki değişimlere ne kadar uzak kaldığımı fark ettim. Neyse ne efendim, biz asıl meseleye dönelim.

Telefonla halledeceğim dediğim bilgileri birebir yüz yüze görüşerek tamamladıktan sonra, haberin bir ayağını daha oluşturmak için söz konusu olayla ilgili derneğin başkanının telefonunu da edindim. Kaymakamlık binasından çıkarken, dernek başkanının telefonunu tuşladım. ‘Merhaba ben bıdı bıdı gazetesinden Gamze’ diye kendimi tanıttıktan sonra, dernek başkanına yerinde olup olmadığını sordum. Dernek başkanı dışarıda olduğunu söylediği sırada ben kaymakamlık binasının köşesini dönüyordum.

Dernek başkanına telefonda ‘sizinle görüşmek istiyorum’ diyordum ki karşıma çıkan adam bana ‘görüşebilirsiniz tabi’ dedi. Yok yok başka birisi değildi karşıma çıkan, daha önce yüzünü dahi görmediğim dernek başkanının ta kendisi idi. Şaşırdım mı? Şaşırdım. Tesadüfleri seviyor muyum? Evet. Ben bu dernek başkanını sevdim mi? Sevdim. Bu olay da benim ‘acayip günler’ listeme eklendi mi? Eklendi. Mutlu muyum, evet. Eh hadi bakalım…

17 Haziran 2011

Ben ve ceplerim...

Size oğlan çocukları gibi olduğumu söylemiştim değil mi. Hatta babamın beni ‘erkek Fatma’nın bir başka versiyonu olan ‘Hatçe’ ismi ile çağırdığını… Söylemediysem de öğrendiniz…

Neden bunları anlatıyorum, birazdan söyleyeceklerime altlık oluştursun diye.

Efendim, uzun zamandır paralarımı, biraz kadınsı olayım diye aldığım kocaman siyah cüzdana koymak yerine cebime tıkıştırıyorum. Bunu o kadar severek yapıyorum ki, kendi kendimi ‘ya ne kadar kolay oluyor, çanta sırtındayken onu açıp cüzdanı çıkarmak ve paraya ulaşmak zorunda kalmıyorsun’ diye de avutuyorum. Eh iyi halt ediyorum. Neden mi? Çünkü cebime koyduğum 100 TL’mi kaybettim. Nasıl olur nerde düşürürüm diye dün, gün boyu debelendim, bulamadım. Oturdum aptallığımla hesaplaştım. Aptallığım bana ‘100 TL’ni yedim’ dedi, ‘Zehir zıkkım olsun’ dedim, çektim gittim.

Ve ben bu yaşadığım olaydan bir sonuç çıkardım. Artık cüzdan kullanacağım…

12 Haziran 2011

Güzel günler görecegiz çocuklar...



Bundan birkaç ay öncesine kadar ‘bu süre bitmez’ diye ağlanıyorken işte geldik seçim gününe. Her yazımda söylerim ya aceleciyimdir diye, işte alın size kanıtı. Ünivesite son sınıftaykenden de ‘aman okul bitsin hemen işe girip çalışayım’ diye ağlanıp durmuştum. Sonuç mu, uzun süren işsiz geceler... neyse efendim ben konuyu daha fazla dağıtmadan seçimlere giriş yapayım.

Malumunun buraya uzun zamandır yazmıyordum. Geçenlerde aşka gelip bir merhaba yazısı ile giriş yapmış, akabinde de yine aşka gelip bir iki şey karalamıştım. Şimdi beni bilgisayarın başına oturtan ve kimilerine göre geç kalınmış olan yazıyı yazmamın sebebi ise tamamen can sıkıntısı. Size uzun uzadıya siyaset terminolojisini de içeren bir analiz yazısı yazacak değilim. Şu hengamenin(!) bitiyor olmasından dolayı yaşadığım sevinci, can sıkıntımı giderecek bir araç ile paylaşmak istedim sadece...

Sizin oralarda nasıldı bilmem ama bizim buralarda pek bir sıkıcıydı seçim süreci. Adaylar açıklanırken bayağı bir heyecanlanmış, altyapısını bile oturtamamış siyasi partilerin genel merkezlerinin sitelerine giriş yaparken bile kalbim küt küt atmştı kabul, ama genel itibarı ile seçim süreci benim için orada başladı ve bitti. Arada dost masalarında seçim tahminleri yapıp, iddialara da girmedik değil. Ama dedim ya bununla sınırlı kaldı. Benim yerel seçimlerde yaşadığım o heyecanı bu genel seçimlerde yakalayamadım. Hatırlıyorum da gecenin bir yarısı bir belediye adayının seçim ofisinden diğerine gitmiş, ofislerde yaşanan heyecanlı bekleyişe tanıklık etmiştim. Bugün de aynı heyecanı yaşayacağım kuşkusuz ama burada yaşanan ‘rehavet’ kimilerine göre ‘seçim sonucunun belli olmasından’ kimilerine göre de ‘vatandaşın artık bıkmasından’ ileri geliyordu. (Farklı bir görüşü olan varsa buyursun)Bana göre ise tam bir belirsizlik.

Seçim meydanlarında yaşanan karmaşa, kavgalar, saldırılar, göz altılar, işkenceler, küfürler, yolsuzluklar, samimiyetsizlikler, yağcıların kavgası... yordu değil mi sizi? Beni de, hem de ziyadesi ile. İşte o yüzden bu hengamenin bitiyor olması beni sevindiriyor....

Bugün nasıl bir sonuçla karşılaşacağımızı bilmiyorum. Sonuçlar beni tatmin edecek mi onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yaşadığım ülkede her şeyin bir 30 yıl sonra ‘gerçekliğine’ kavuşuyor olması. Bir 30 yıl bekleyecek, yalanlarla avunacak gücüm var mı, kuşkusuz hayır. Ama kandırılmak istemiyorum. Tüm dileğim, demokratik bir seçim sürecini kimsenin canı yanmadan gerçekleşmesi yönünde. Umarım yaşadığım ülke daha güzel günler görür...