15 Aralık 2009

Kırık dökük...


Duygularının yoğunlaştığı an, gitmekle kalmak arasında sıkıştığı an insan, derin bir nefes alıp başka şeyler düşününce fikirlerini tartıp ‘doğru’ kararı verebiliyor. Ama ben öyle yapanlardan değilim işte. Nefes almaya vaktim yokmuş gibi sonuca doğru hızla koşturuyorum. konuşmaya fırsat bulduğum vakit kesik kesik çıkıyor kelimeler ağzımdan ve susmakla susmamak arasında açılan dudaklarımdan yere döküyorum kelimeleri. Sonra onları toplayıp eline veriyorum sahibinin. İşte ben böyle bir hayatın böyle hikayelerin sahibiyim…

Pişman mıyım? Bilmiyorum. İtiraf ediyorum, bazen hüzünleniyorum. Kendimi nasıl hissettiğimi tarif edemeyeceğim haller içine giriyorum. Bazen kendime kızıyorum, bazen kendimi küçülmüş hissediyorum. Bilmiyorum işte, her defasında, her sonrasında garip haller içinde debelenirken buluyorum kendimi….

Şimdi zaman zaman monitörün altında duran taşa gözümü dikiyorum. Bazen elime alıp okşuyorum, içinden ‘o’ çıkacakmış gibi. Taşı bana verirken anlattığı hikayenin gerçek mi olduğunu hala bilmiyorum. Son görüşmemizde, ona dair güzel bir hatıra, benim için yapılmış güzel bir jesti hatırlamak adına ‘gerçek miydi hikaye’ diye sormuştum, evet demişti. Bana yaşatılan o gurur ile oyalanıyorum, öfkem artınca da taşı olduğu yere sahipsizmiş gibi bırakıyorum. Ama bir taraftan da hem ‘acaba’ diyorum. Yani biten her hikayenin ardından yinelediğim sözcükleri bir bir sıralıyorum..

Böyleyim işte, yani bir öyle bir böyle. Bu öfke patlamaları ile kaç aşk eskittim bilmiyorum. Ama bunlarla yaşamaya devam ediyorum. Söylediği gibi ‘daha iyisini’ buluncaya kadar pişmanlıklarımı, keşkelerimi, hüzünlerimi kendime hatırlatmaya devam ediyorum. Aslında, ben hikayelerden ders almayı bilmiyorum…

30 Kasım 2009

Test

Testlere ve sonuçlarına inanmam,

Hepsi bana göre yanlıdır.

Ama az önce test ettim kendimi,

Çok soru sormadım

Ve kadınların

Ne kadar aptal oldukları sonucunu çıkardım...

Bölük Pörçük (4)


Sana diyeceğim,
Çek git buralardan
Zira,
Artık ne sesini duymak
Ne de kokunu özlemek istiyorum…

…..

Nasıl olmuştu sahi en son? Terk etmişti kadını adam. Sonra özlemişti.. Yeniden, sil baştan başlamışlardı bir ara. Baktılar olmuyor, bitirmişlerdi. Erkeğin kadına son dönüşünde kadın çoktan dayamıştı sırtını bir başkasına, sonra bir başkasına, o da olmadı bir başkasına. Ve yine bildik son. Sahi, hepsi aynı olmak zorunda mıydı?

……

Ders almayı beceremedim,
Senden daha iyisini bulmayı da.
Keşkelerimin ardına düştüm yine,
Bir kere dokunmak için sana…

……

Her defasında küçüldü kadın, ne yaşadıklarından ders aldı ne de onlardan ders almak istedi. Gündelik ya da anlık heyecanların peşine düşmek değildi niyeti, sadece geleceğini planlayamıyordu. Ondandı sebepsiz kaçışları ya da ansızın sarılışları…

……

Göz yaşlarıma bahaneler uydurdum
Şehri terk etmek için kendimi kandırdım
Ağlayamayışıma ve gidemeyişime
Her defasında, beceriksizlime
Oturup birer kadeh kaldırdım

…....

Uyanmak için kışın bitmesini bekliyor kadın şimdi. Yazdan bir şey beklemiyordu aslında, kışa da adapte etmiş değil ya. Arada sırada küçük inanç kırıntıları serpilince yüreğine, yaza atıyor tarihini o kadar...

Acımasız zamanın hesabını yapamam
Kendime verip tutmadığım sözlerin hesabını tutamam
Bir gittiğim yola bakarım şimdi
Bir de hayal ettiğim geleceğe
Geleceğe giden yolda ise
Tekerrürlerim çalışır
Ve ben hep aynı cümleyi kurarım…

*Hayat'ıma, Hayyam'a...