05 Ağustos 2013

Çikolatalı Balık Kraker Tatlısı...







İnsan büyüdükçe mi bilinmez, çocukluğuna daha bir sarılır oluyor. Eski günlerin özlemi, burnunu sızlatıyor. Çocukken yaptığı yaramazlıklardan tutun da, oynadığı oyunlara kadar her şey gözünün pınarlarında birikiyor. 

Mesela ben küçük bir ilçede büyüdüm. Kafamı sokup çıkaramadığım mavi parmaklıklar vardı evimizin önünde, kışın buz tutunca üzerine kül dökülen kırık dökük merdivenlerimiz, okula giderken çizmelerimizi giyindiğimiz holümüz, kazanlı bir banyomuz, evimizin baş köşesine oturan bir sobamız... Elbette oyunlarımız da vardı. Defalarca yazdım belki ama en sevdiğim kız kardeşimle oynadığımız ‘hayali köy’ oyunuydu. Büyük şehirlerde insanlar 90’lı yılları yaşarken biz 80‘lerdeydik mesela. O yüzden daha bir tatlı geliyor şimdi her şey...

Biz okulunu, öğretmenlerini seven çocuklardık. Bayramları büyük bir heyecanla beklerdik. 23 Nisan’larda meydanda beklemek bizi sıkmazdı, bayraklar elimizde büyük bir heyecanla sallardık. Aynı heyecanı öğretmenlerimizde yaşardı. Onlar da bizim gibi yaz tatillerini dinlenmek için, okuldan kurtulmak için değil akrabalarına kavuşacakları için beklerlerdi.

Bizim ev de her yaz şenlikli olurdu. Almanya’dan halamlar, kuzenlerim, teyzemler gelirlerdi.  Almanya’daki çılgın kuzenim benim en iyi arkadaşlarımdandı. Kaz kanatlarından yapılma teleklerle döşeklerin üzerine çıkar uçmaya çalışırdık mesela, tabi halam bizi yakalayıp cümle alemem yaptığımızı anlatana kadar. Sonra onunla, bacak kadar boyumuzla, evdeki kırık dökük eşyaları alır satmaya çalışırdık. Ticarete karşı olan ilgimizin bittiği günlerdi. Ya da bezden bebeklerimize düğünler yapar, her düğünü olan arkadaşımıza çubuk kraker, çikolata götürürdük. Bizim altınımız da onlardı işte.

Yazın Kars’ta yaşayan halam ve kuzenlerim de gelirdi yanımıza. Arzu abla en büyükleriydi. Fasulyenin tanelerini sevmezdi mesela. Ama çok hamarattı. (Önce onlar taşındı Antalya'ya sonra da biz. İşte ben o zaman Arzu abla'nın muhteşem pastalarını, tatlılarını yeme fırsatı buldum. Hatta her seferinde elleriyle yaptığı kakaolu pudingin tencerede kalan kısmını da büyük bir keyifle sıyırdım) Bize bir yaz balık krakerlerin üzerine sürülmüş çikolata tatlısı yaptı. Sonra bu ritüel her gelişlerinde tekrarlandı. Nereden bulduğumu bilmiyorum ama (çocukken bizim ihtiyaçlarımızı ailelerimiz karşılardı, harçlık diye bir olgu yoktu) biriktirdiğim parayla yazın gelmesini hevesle beklemiş, Arzu abla, Burcu ve Duygu’nun geleceği gün bakkala gidip poşet dolusu balık kraker ve tadelle almıştım. Sonra Arzu abla sahanda güneşil altında çikolataları eritmiş ve balık krakerlerin üzerine sürmüştü. Buzdolabında beklettikten sonra da yemiştik. 

Dün de balık krakerli tatlı aklıma gelince evde denedim. Tadellenin fındıkları beni zorlayacağı için sütlü bir çikolatayı seçtim kendime. Benmari usulü çikolataları erittikten sonra balık krakerlerin üzerine sürdüm. sonra da buzdolabına koyup donmasını bekledim. Belki o çikolatalar güneş altında eritilmediği için belki de içinde fındık olmadığı için bilmiyorum ama ben o çikolatalı balık krakerlerde çocukluğumun tadını yakalayamadım. Sadece çocukluğum, yaşadığım ilçenin kokusu burnuma geldi, yine direği sızladı burnumun. 

Son olarak diyeceğim o ki; şayet çocuklarınızla eğlenceli bir oyun oynamak isterseniz siz de yapın. Ya da çocukluğunuzu çağırmak isterseniz...

5 yorum:

Syhn dedi ki...

ya da büyümüş olabilir misin?
krakerin tuzlu olmasıyla çikolatanın çeliştiğini farketmiş olabilirsin bu sayede :)
buna nasıl üşenmedin ona da sasırıyorum:)
ben yapsam deli derdin, kabul et ;)

dersaadet dedi ki...

Yok tatli tuzlu celiskisi degil bu. Cunku recelli peyniri kabul eden bir bunyem var. Tadi eskisi gibi degildi iste. Ayrica evet sen ne yapsan delisin:)

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Hiç biri değil; çocukluğumuzun tatlarının, anılarımızın yerini hiç bir şey tutmuyor canım.
Çok özel bir yazıydı; sen hep yaz olur mu?
Sevgiler :)

dersaadet dedi ki...

Canim tesekkur ederim. Gercekten hicbir sey onlarin yerini tutmuyor...

Adsız dedi ki...

Sonra büyüdük ve tadı kalmadı cocukluğun...