10 Ocak 2013

Fotoğraf makinasından kumbara olur mu?






Ben gazeteci olmaya karar verince babam almıştı bu emektar Pentaks’ı bana. 50 liraya satın almıştı o dönem bu ikinci el makinayı. İkinci el olmasından dolayı çok tadilattan geçti. Hem deklanşör hem de film makarasının sarma bölümünde sık sık arıza sinyalleri verdi. Ama ben hiç vazgeçmedim. Lise yıllarımda hem dershanede hem de okulda çok fotoğraf çektim. O dönemin meşhur parkı Karaalioğlu Parkı’nda da deklanşöre çok bastım. Filmlerimi banyo ettirmek için de mahallemizde bulunan foto Sanat’a koştum hep. Oranın sahibi öğretmişti ilk bana hava karanlıkkken ve güzndüz hangi değerlerde fotoğraf çekeceğimi....

Ama işte digitaller çıktı mertlik bozuldu. 


Üniveristede çok istememe rağmen digital bir makinem olmadı. Ancak işe ilk başladığımda elime aldım Nikon D80’imi. Çok sevdim kendini. Çok fotoğraf çektim. Yere çok düşürdüm ama o da benden bıkmadı. Evlilik hediyesi olarak Nikon D300s’imi elime alınca onun da papucu dama atıldı. Şimdi kız kardeşimde 18-135 objektifimle birlikte hayatına devam ediyor...

Aslında size yeni kumbaramı tanıtacaktım. Ama biliyorsunuz ben lafı uzatmasam olmaz.
Facebook’ta İstanbul’da yaşayan öğretmen arkadaşım Derya’nın, bir başka öğretmen arkadaşlarına bu fotoğraf makinesi formatındaki kumbarayı aldıklarını görünce yüzsüzlük yapıp ‘Ben de isterim’ dedim. Modu’da satıldığını duyunca hemen ertesi gün Mudo’ya gittim ancak kalmadığı için alamadım. Ama bu ziyaret o gün evimize güzel bir çerçeve ile dönmemize vesile oldu diyebilirim... Ertesi gün de arkadaşım İstanbul’dan bu güzelliği aldı bana ve gönderdi. Kendisi ile şimdi büyük bir aşk yaşıyoruz desem yalan olmaz...

Şimdi bu kumbara makine evimizin en güzel köşesinde alınacak yeni objektif için içinde bozuk paraları biriktiriyor. Yeni objektif alacak parayı denkleştirince ve kendisine kavuşunca onun da fotoğrafını paylaşırım sizlerle. Ama daha çokk fırın ekmek yemesi lazım bu kumbaranın...

08 Ocak 2013

Bu sefer tuttu...


Kaç zamandır yağıyor sonra da eriyordu. Dün öğleden sonra da aynısını yaptı. Gece sokak lambasında şiddetini görünce tamam dedim, bu sefer tutacak. ve tuttu....





Umarım kalkmaz. Görüntüsü de, şeffaf kokusu da bende sağlık hissiyatı uyandırıyor. Henüz kardan adam yapacak kıvamda değil ama o da olacak. Evimde hem havucum hem de gözler çin zeytinlerim var. Ağzı için de zeytin parçaları düşünülebilir. Eline de bir çalı süpürgesi tutuşturduk mu tamamdır...


 Sizlerin de bu keyfi yaşamanızı dilerim efendim...

07 Ocak 2013

Bu bir reklam yazısı değildir....




Alışveriş yaparken insanların samimiyetlerine çok önem veririm. Yani birisi karşımda ‘samimiyetsiz’ bir şekilde sırıtıyorsa, oradan ne bir şey alırım ne de uğrarım... Özellikle gümüş takı alışverişlerimde bu böyledir. Antalya’da yaşarken sürekli alışveriş yaptığım iki yer vardı. İkisiyle de arkadaş olduk.

Lagot Gümüş’ün sahibi Kadir abi ile bir haber vasıtasıyla tanışmış ve üstüne alışveriş de yapmıştım. Sık sık dükkanına gider, çayını içer sohbet ederdim. Gözüme kestirdiğim bir şey varsa da çantama atmadan ayrılmazdım. Hatta çoğunlukla, sıkıntılı zamanlarımda  ‘bu bana şans getirsin’ diyerek bir şeyler alırdım. Samimiyetine güvendiğim esnaflardandı Kadir abi. Biz Ankara’ya taşınmadan söylemişti, piyasa koşullarına dayanamadığı için dükkanını kapatacağını. Şimdi toptan gümüş işi yapıyor, umarım işleri yolunda gider...

Diğeri ise Güner bey idi. Kaleiçi’nde küçük bir dükkanı vardı, tasarım yapıyordu. İngiltere’den gelip Türkiye’ye yerleştiği için sıkılmıştı aslında ama çok iyi işler çıkarıyordu. Gidip gelip vitrininde gördüğüm bir kolyeye sahip olmuştum, eh bir de şahane yüzükler ve küpelere. O da şimdi işi bıraktı. Tasavvuf ile ilgilenmeye, ney ile müzik dinletileri yapmaya başladı. Umarım aradığı huzuru orada bulur...

Aslında bu yazının öznesi bir başkası. Sözü kısa tutmayı beceremediğimden uzattım ama samimiyet demişken bu iki arkadaşımdan da bahsetmeden edemedim...

Ben Nili Silver’in sahibi Elif ile yaklaşık iki yıl önce tanıştım. Zaten blogumda da yer vermiştim. Hem benim hem de eşimin isimlerimizin baş harflerinin yer aldığı bir kolye satın almıştım ondan. O kadar samimi ve içtendi ki, sonrasında arkadaşım oldu. Oradan buradan sürekli alışveriş yaptığım için açıkcası Elif’in tasarımlarına çok fazla dadanamadım. Ankara’ya gelince de özel bir yer için tasarladığı lale broşlarını görünce ‘ben de istiyorum’ diyip hemen satın aldım.


Siz de bu güzel insanla tanışın istedim. Nasıl kitapların tanıtımını yapıp sizlerle paylaşıyorsam bunu da lütfen öyle algılayın. Kesinlikle ticari bir amaçla yazılmış bir yazı değildir bu. Zira bu yazıdan ne benim ne de Elif’in çıkarı var. Kendisi Türkiye’yi geçtim, yurt dışına da işler yapıyor. Sadece beğenerek kullandığım, hepsine sahip olmak istediğim, güzel kutular içinde gönderilen bu takılardan siz de haberdar olun ve hediye ararken aklınızda bulunsun istedim. Kitap kurtları için hem gümüş kaplama hem de gümüş kitap ayraçları da var. Çok güzeller. Ben birisine göz diktim, sitenin açılışı tamamlandığında kesinlikle alacağım...

Şimdi Elif’in online satış sitesi var. Açılışı Facebook’tan Nili Silver  sayfasından duyuracaktır muhtemelen ama siz öncesinde hem Elif’i tanımak hem de yaptığı güzel takılara bakmak için sitesine bir bakın derim...