08 Ocak 2013

Bu sefer tuttu...


Kaç zamandır yağıyor sonra da eriyordu. Dün öğleden sonra da aynısını yaptı. Gece sokak lambasında şiddetini görünce tamam dedim, bu sefer tutacak. ve tuttu....





Umarım kalkmaz. Görüntüsü de, şeffaf kokusu da bende sağlık hissiyatı uyandırıyor. Henüz kardan adam yapacak kıvamda değil ama o da olacak. Evimde hem havucum hem de gözler çin zeytinlerim var. Ağzı için de zeytin parçaları düşünülebilir. Eline de bir çalı süpürgesi tutuşturduk mu tamamdır...


 Sizlerin de bu keyfi yaşamanızı dilerim efendim...

07 Ocak 2013

Bu bir reklam yazısı değildir....




Alışveriş yaparken insanların samimiyetlerine çok önem veririm. Yani birisi karşımda ‘samimiyetsiz’ bir şekilde sırıtıyorsa, oradan ne bir şey alırım ne de uğrarım... Özellikle gümüş takı alışverişlerimde bu böyledir. Antalya’da yaşarken sürekli alışveriş yaptığım iki yer vardı. İkisiyle de arkadaş olduk.

Lagot Gümüş’ün sahibi Kadir abi ile bir haber vasıtasıyla tanışmış ve üstüne alışveriş de yapmıştım. Sık sık dükkanına gider, çayını içer sohbet ederdim. Gözüme kestirdiğim bir şey varsa da çantama atmadan ayrılmazdım. Hatta çoğunlukla, sıkıntılı zamanlarımda  ‘bu bana şans getirsin’ diyerek bir şeyler alırdım. Samimiyetine güvendiğim esnaflardandı Kadir abi. Biz Ankara’ya taşınmadan söylemişti, piyasa koşullarına dayanamadığı için dükkanını kapatacağını. Şimdi toptan gümüş işi yapıyor, umarım işleri yolunda gider...

Diğeri ise Güner bey idi. Kaleiçi’nde küçük bir dükkanı vardı, tasarım yapıyordu. İngiltere’den gelip Türkiye’ye yerleştiği için sıkılmıştı aslında ama çok iyi işler çıkarıyordu. Gidip gelip vitrininde gördüğüm bir kolyeye sahip olmuştum, eh bir de şahane yüzükler ve küpelere. O da şimdi işi bıraktı. Tasavvuf ile ilgilenmeye, ney ile müzik dinletileri yapmaya başladı. Umarım aradığı huzuru orada bulur...

Aslında bu yazının öznesi bir başkası. Sözü kısa tutmayı beceremediğimden uzattım ama samimiyet demişken bu iki arkadaşımdan da bahsetmeden edemedim...

Ben Nili Silver’in sahibi Elif ile yaklaşık iki yıl önce tanıştım. Zaten blogumda da yer vermiştim. Hem benim hem de eşimin isimlerimizin baş harflerinin yer aldığı bir kolye satın almıştım ondan. O kadar samimi ve içtendi ki, sonrasında arkadaşım oldu. Oradan buradan sürekli alışveriş yaptığım için açıkcası Elif’in tasarımlarına çok fazla dadanamadım. Ankara’ya gelince de özel bir yer için tasarladığı lale broşlarını görünce ‘ben de istiyorum’ diyip hemen satın aldım.


Siz de bu güzel insanla tanışın istedim. Nasıl kitapların tanıtımını yapıp sizlerle paylaşıyorsam bunu da lütfen öyle algılayın. Kesinlikle ticari bir amaçla yazılmış bir yazı değildir bu. Zira bu yazıdan ne benim ne de Elif’in çıkarı var. Kendisi Türkiye’yi geçtim, yurt dışına da işler yapıyor. Sadece beğenerek kullandığım, hepsine sahip olmak istediğim, güzel kutular içinde gönderilen bu takılardan siz de haberdar olun ve hediye ararken aklınızda bulunsun istedim. Kitap kurtları için hem gümüş kaplama hem de gümüş kitap ayraçları da var. Çok güzeller. Ben birisine göz diktim, sitenin açılışı tamamlandığında kesinlikle alacağım...

Şimdi Elif’in online satış sitesi var. Açılışı Facebook’tan Nili Silver  sayfasından duyuracaktır muhtemelen ama siz öncesinde hem Elif’i tanımak hem de yaptığı güzel takılara bakmak için sitesine bir bakın derim...

06 Ocak 2013

Biraz hüzün, biraz neşe olsun adı...






Ben aslında fallara pek inanmam. Ama baktırmayı severim. Birisini buldum mu da yakasını bırakmam.

Dün evimize gelen arkadaşlarımızdan birisine sardım bende. Yemek ve çay faslından sonra ‘Hadi kahve içelim falımıza bak’ diyip kendimi mutfağa attım. Genelde falımda çıkan şeyleri anımsamam ama bu sefer Caner bana anımsattı sağolsun. Dün ‘Ağlayacaksın ama ferahlayacaksın’ diyince arkadaşım ‘Yahu neye ağlayacağım ki’ demiştim içimden. Ama bugün Caner İstanbul’a iş için gideceği zaman uzun süre ağladım. Canım sıkıldı. Bana sarılıp ‘Bak dün falında çıkmıştı, kötü düşünme, ağladın ferahladın’ diyince gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

Nasıl anlatılır bilmem ama bu sefer bu iş seyehati bana fazlası ile koydu. Kendimi çok yalnız hissettim. O gidince evimiz ev olmaktan çıkıyor sanki. Sıcaklığını yitiriyor. Canım ne yemek yapmak istiyor ne de yemek yemek. Onun yastığını koklayarak uyumak istiyorum böyle zamanlarda. Çok seviyorum işte...  Başka nasıl anlatılır ki...


Neyse, bu kadar duygusallık yeter değil mi... Nazlı Eray’ın ikinci kitabını da bitirdim. Çok fazla şey yok söylenecek aslında. Bir önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Geç tanıştım, ama iyi ki tanıştım. Ne güçlü bir kalemi varmış dedim kendime. Diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Siz de şayet okumadıysanız okuyun derim bir kere daha...

Not:  Yukarıdaki taş Caner ile tanışmamıza vesile olan taştır. Nazım Hikmet’in mezarından benim için getirmişti. Özel kutusunda diğer taşlarımın yanında duruyor. Ayrıca onun anısına evimizde bir de Nazım Hikmet köşesi vardır.