Ben gazeteci olmaya karar verince babam almıştı bu emektar
Pentaks’ı bana. 50 liraya satın almıştı o dönem bu ikinci el makinayı. İkinci el
olmasından dolayı çok tadilattan geçti. Hem deklanşör hem de film makarasının
sarma bölümünde sık sık arıza sinyalleri verdi. Ama ben hiç vazgeçmedim. Lise yıllarımda
hem dershanede hem de okulda çok fotoğraf çektim. O dönemin meşhur parkı
Karaalioğlu Parkı’nda da deklanşöre çok bastım. Filmlerimi banyo ettirmek için
de mahallemizde bulunan foto Sanat’a koştum hep. Oranın sahibi öğretmişti ilk
bana hava karanlıkkken ve güzndüz hangi değerlerde fotoğraf çekeceğimi....
Ama işte digitaller çıktı mertlik bozuldu.
Üniveristede çok
istememe rağmen digital bir makinem olmadı. Ancak işe ilk başladığımda elime
aldım Nikon D80’imi. Çok sevdim kendini. Çok fotoğraf çektim. Yere çok düşürdüm
ama o da benden bıkmadı. Evlilik hediyesi olarak Nikon D300s’imi elime alınca
onun da papucu dama atıldı. Şimdi kız kardeşimde 18-135 objektifimle birlikte
hayatına devam ediyor...
Aslında size yeni kumbaramı tanıtacaktım. Ama biliyorsunuz
ben lafı uzatmasam olmaz.
Facebook’ta İstanbul’da yaşayan öğretmen arkadaşım Derya’nın,
bir başka öğretmen arkadaşlarına bu fotoğraf makinesi formatındaki kumbarayı
aldıklarını görünce yüzsüzlük yapıp ‘Ben de isterim’ dedim. Modu’da satıldığını
duyunca hemen ertesi gün Mudo’ya gittim ancak kalmadığı için alamadım. Ama bu
ziyaret o gün evimize güzel bir çerçeve ile dönmemize vesile oldu
diyebilirim... Ertesi gün de arkadaşım İstanbul’dan bu güzelliği aldı bana ve
gönderdi. Kendisi ile şimdi büyük bir aşk yaşıyoruz desem yalan olmaz...
Şimdi bu kumbara makine evimizin en güzel köşesinde alınacak
yeni objektif için içinde bozuk paraları biriktiriyor. Yeni objektif alacak
parayı denkleştirince ve kendisine kavuşunca onun da fotoğrafını paylaşırım
sizlerle. Ama daha çokk fırın ekmek yemesi lazım bu kumbaranın...