13 Mart 2012

Komiser Nevzat'ı nasıl bilirsiniz?



Ben Komiser Nevzat’ı Ahmet Ümit’e benzetirim biraz. Okurken romanlarını, biraz biçim değiştirmiş şekilde o gelir gözümün önüne. Uzun boylu, gür ve az uzun saçlı, pardesü giyen entelektüel birisidir Komiser Nevzat benim hayalimde. Bekardır da aynı zamanda. Aşk acısı çekmiştir zamanında, o zamandan beri unutamadığı aşkını yalnızlığı ile beslemektedir. Siz nasıl görüyorsunuz bilmiyorum ama dedim ya ben kitaplarını okurken böyle hissediyorum…

Okuduğum son kitabı ‘Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’ de de aynı şekilde geldi Komser Nevzat gözlerimin önüne…



Pek bir becerikliydi mesela cinayetleri çözerken. Birkaç sayfalık kısa öykülerde, size sezdirmeden gidiyordu katilin yanına, yakasından tuttuğu gibi çıkarıyordu ortaya.

Su gibi akıp gitti kitap. Hani ben romanlarını okuyup ince ve birbiri ile bağlantılı ayrıntıların içinde gidip gelirken aldığım zevki, kısa öykülerinde de aldım Ahmet Ümit’in. Okumadıysanız tabi ki tavsiye ederim…

08 Mart 2012

Ucundan kıyısından Ayfer Tunç...



Ne söylenir bilmiyorum. Kıskançlık duygum had safhada onu belirteyim. Ayfer Tunç ile ‘Yeşil Peri Gecesi’ adlı kitabıyla tanışmış, Bursa ziyaretimde de ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’ adlı kitabını almıştım. İyi ki almışım…

Ben 83 doğumluyum ama bu kitabı okurken 70’li yılları ‘yeniden’ yaşamışım gibi hissettim. Belki o yılların ‘tasarruf’ olgusuna ucundan kıyısından yetiştim ama elektronik eşyalardan tutun, geleneklere, misafir odası sendromundan, mektup yazma stillerinin okullarda işleniş şekillerine kadar hepsini birebir yaşadım. Küçük bir ilçede 10 yıl kadar bulunmuş olmamın da bunda büyük etkisi vardır, ya da anne ve babamın öğrendiklerini bize de öğretme çabalarının elbet ama bu kitap unuttuğum bir çok şeyi hatırlamamı sağladı.



Biliyor musunuz ben de ilkokuldayken uzaktaki akrabalarımla mektuplaşırdım. Yılbaşı denildi mi süslü simli kartlar alıp gönderir, bayramlarda da tebrik kartları atmayı ihmal etmezdim. Yaşatılan, unutulmaması gereken bir gelenekti bizim evde mektup yazmak ve kart göndermek.

Sonra sobamız vardı, üzerinde demlik olurdu, borusuna asılan telde de çamaşır kurutulurdu. Kestane değil belki ama sobanın içinden çıkan patatesleri afiyetle yemişliğim çoktur.

Merdaneli çamaşır makinesi mesela. Ben annemi hatırlarım, bir hortumla makinenin içine su doldurduğunu, sonra onları çıkardığını. Ne zormuş meğer….

Benim çocukluğumda televizyon vardı, yaygınlaşmıştı. Telefon da öyle. Televizyonda bir tek haftada bir gün gösterilen sinemayı anımsarım, bir de Susam Sokağı’nı. Hiç unutmadım ki zaten…



Misafir odası da bizim evde hep kapalıydı. Mermer sehpalarımız vardı, üzerleri dantel örtülü. Ortadaki sehpanın üzerinde de sigaralık dururdu, içinde de birkaç çeşit sigara. Biz çocuklar salona giremezdik, misafir gelince açılır, en iyi şekilde ağırlanırdı.

Kısacası bu kitap bana çocukluğumu anımsattı. Çok sevdim. Daha anlatacak o kadar şey var ki, okuyun derim….

06 Mart 2012

Ahmet Ümit'ten müjdeli haber...



Kitaplarını 'yemek' sureti ile okuduğum ve bana polisiyeyi sevdiren yazar Ahmet Ümit,az önce twitter'dan bir ileti yayınladı. "İki yıldır üzerinde çalıştığım 'Sultanı Öldürmek' nihayet bitti. Everest Yayınevine teslim ettim. 10 Nisan'da kitapçılarda olacak" dedi. Ben de havalara uçtum uçtum. Beni ne beklediğini merak ediyorum. Nisan'a kadar söz veriyorum kitap almayacağım, hoş eritilmesi gereken kitaplar var, ve Nisan'da süper bir hediye vereceğim kendime... Okumadıysanız Ahmet Ümit tavsiye ederim....