Sığınağımsın sen benim. Bakma güçlü göründüğüme. Aslında çok kırılganım. Böyle zamanlarda hep camı örnek gösterirler ya, ondan da öte benimkisi. Çocukluğumdan kalan izleri bile silebilmiş değilim. Hala, yaşanan her kötü şeyde, o günleri körüklüyorum. Bakma sen, ben daha çocuğum. Unutamıyorum. Kötü şeyleri biriktiriyorum…
Ama sen var ya, sığınağımsın benim. Hep derdin, ‘sana sarılmak beni rahatlatıyor’ diye. Şimdi ben de öyleyim. Kollarında rahatlıyorum. Yanında çocuk oluyorum, görmüyorsun belki. Seni kaybetme korkusu ağır basınca, kendimi gizleyerek ağlıyorum.
Sen benim canımsın. Aldığım nefes kadar lazımsın bana. Yaşama sebebimsin benim. Ne muhteşem şeysin…
Sen hayatsın. Derler ya yeniden doğuyorum diye, ben de şimdi öyleyim. Seninle yeniden doğuyorum. Seninle kendimi tanıyorum. Seninle birlikteyken seni keşfediyorum. Bakma sert göründüğüme, aslında ben çok korkağım. Böyle gizliyorum kendimi.
Sen var ya, benim için olmazsa olmazsın…
* Desem ki
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Cahit Sıtkı Tarancı
*Orta okuldayken Türkçe öğretmenim okumuştu bu şiiri. Aşık olmuştum. Ne güzel anlatmış Cahit Sıtkı Tarancı. Ne güzel söylemiş üstad. Emeğine sağlık...
10 Aralık 2011
03 Aralık 2011
Kumbara fikrim...
Benim çocukken hiç kumbaram olmadı. Bir ara halamın bankada çalışan eşi tarafından robot bir kumbara getirilmişti bize ama erkek kardeşime verildi. Ben daha çok yaşadığım küçük ilçede Almanya’dan gelen kuzenimle birlikte ‘dahi’ fikirler ortaya atıp ‘garip’ şeyleri satarak paraya dönüştürürdüm küçükken.
Neyse efendim konuya geri dönelim. Hiç kumbaramın olmamasından doğan eksikliği dün akşam aklıma gelen ‘dahi’ fikirle sonlandırdım.
Biliyorsunuz kitap alma konusunda kotam var. Yeni kitaplar çıktıkça çırpınıp duruyorum. Alamadıkça böyle bir eksiklik hissediyorum kendimde. İdefix’teki sanal kitap fuarından kitap alamamak da beni ziyadesi ile geriyor.
Dün akşam işleri kolaylaştırdıktan sonra gazetelerin kültür sayfalarına daldım. Bir sitede Necati Cumalı’nın ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ adlı kitabının sinemaya uyarlandığını okuyunca hemen şimşekler çaktı bende. Kitabın ismi de ilgimi çekince filmi izlemeden bir okuyayım istedim. Amacım ofisteki çalışma arkadaşlarımdan birisine hediye aldırtmaktı. Kredi kartı kullanmayan azınlıktan olan arkadaşım bana kitabın parasını uzattı. Kabul etmedim. O an aklıma bir kumbara yapıp kitaplarımı bu yolla almak geldi.
Şansıma haber müdürümün odasında kumbara için ideal bir kutu bulunca hemen para delikleri açılmak sureti ile fikrim hayata geçirildi. İlk parayı da sağolsun haber müdürüm attı.
Şimdilik içinde bozukluklar var. Fotoğraftaki 100 TL’lik banknot sizi yanıltmasın. Fotoğraf için kullanılıp akabinde kağıt para kısmından geri çekildi. Olsun, ben bozuk paralarla daha nice 100’leri devireceğimi düşünüyorum…
Nasıl fikir, süper değil mi… Ofise gelen misafir muhabir arkadaşlarımdan da bozuk paraları alırsam kütüphanemi ihya ederim diye düşünüyorum...
*Bu arada ofisin günlük söylemi 'bugün Gamze'nin kumbarası için ne yaptın?' sorusu oldu. Bu iş beni çok eğlendirdi...
02 Aralık 2011
Bugün ben...
Yazmayalı baya olmuş. Hoş ben ayları bulan ‘yazmama’ serüvenimi biliyorum ama neyse…
Bu aralar yine depresif modaydım. Paris’e gidip geldikten sonra karşılaştığım birkaç olumsuz haber beni Paris gezisini yazmaktan alıkoydu. Hoş yazacak bir şey de yok. Sadece çantamda Eyfel Kulesi ve Seine Nehri gezintisi ile geri döndüm. Tarihine dokusuna dokunamadan hem de. Ama Paris’i bir daha gidilecek yerler listeme ekledim.
Bu aralar haberler pek iç açıcı değil. Her gün internette öfkeyle okuyorum haberleri. Kadın cinayetlerine karşı yapabileceğim hiçbir şeyimin olmayışı canımı ziyadesi ile sıkarken Cem Garipoğlu davasının sonuçlarını da ağzım açık izliyorum. Ha bu arada minik yavrular ölüyor, Van’daki depremin izleri hala sürüyor, Hrant Dink davası ile ilgili gelişmeler de kalbime hançer sokulmuşcasına beni etkiliyor.
İşte bu yüzden bu aralar kendimde değilim. Yine bilindik ‘ben ne yapıyorum’ sorgulamalarının içinde sürükleniyorum. Okuduğum kitaplardan notlar eklemek isterken ya da yaşadığım bir anı burada paylaşmak isterken küt diye ‘kara’ bir haberle karşı karşıya kalıyorum, hevesim kaçıyor.
Güzel şeyler yapmak istiyorum bu ara ama evlilik hadisesi hazırlıkları sürerken pek başarılı olamıyorum. Haftaya mesela bir arkadaşımın hikayesini dinleyeceğim, sonrada onu yazıya dökeceğim(z). Bir roman planı, başlamak lazım gelir bir yerden diye düşünüyorum. Hayallerimi unuttuğumun farkındayım ama ‘neden ben de yapamayayım’ diye kendimi dinlerken bahaneler uydurup yoluma engel çıkarmanın da artık manasız olduğunu düşünüyorum.
Bir web sitesi planımız da var. Yazıldı, çildi notlar alındı ama daha vakit ayırıp sitenin yapımına gelinemedi. Göç yolda düzelir derler, şu evlilik tantanası bitsin ona da başlayacağım(z).
Bir de yine ‘tatil’ isteğimi dillendireyim. Bu yıl bölük pörçük tatiller yaptım ve iyiden iyiye tembelleştim. Eski beni aramıyor değilim. Hani şöyle tuttuğunu koparan, aklına koyduğunu yapan Gamze’yi. Onu da yakında bulacağımı umuyorum…
Not: Hrant Dink'in hayatını konu alan kitaba yeni başladım. Geçen yıl almıştım ama fırsatım olmamıştı okumaya. Bir yıl sonra nihayet. Hrant Dink öldürüldükten sonra çıkan kitabı 'İki Yakın Halk İki Uzak Komşu' adlı kitabını da okumuştum. Bu kitap ondan sonra özel hayatına giriş yapmak gibi olacak sanırım. Hüznümü, bugünümü anlatsın diye kitabından bir kare paylaşmak istedim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)