30 Temmuz 2011

Aklıma geldi...



Birkaç gün önce arkadaşlarımla okey oynadım. Yenen taraftaydım, eşim sağlandı yani. Okey sonrası sigarayı bırakacağıma dair bir söz verdim. Vermez olaydım. Benimle iddiaya girenlerden birisine kitabına, birisine de ‘ne istersen’nine sözleştik. Yok yok okeye dördüncümüz de vardı, onu da ‘İncir Reçeli’ filmi ile daha önce alt etmiştim. İşte o hain, girdiğimiz iddiayı kaybetmeyi hazmedememiş olacak ki, ertesi gün messengerdan yanlışlıkla ‘ben bir sigara molası vereyim’ sözümü hemen iddiaya girdiğim arkadaşıma yumurtlamış. Dün telefonla aradı beni iddiaya girdiğim arkadaşım “Henüz nasıl bir kitap istediğime karar veremedim” dedi. Sonuna kadar inkar metodunu uygulayıp, “İşim var” diyerek telefonu kapattım. Bu işin altından nasıl sıyrılacağımı bilmiyorum.

**********

Bilenler bilir, ben aslında hümanistim. Ama dün tüm hümanistliğimi bir kenara bıraktım. Eve giderken birkaç bacaksız çingene üzerime yürüdü. Küfürler havada uçuştu. Nereden cesaret alıyorlar bilmiyorum. Yanımdaki arkadaşımla birlikte baya bir gerildik. Hemen olayın olduğu yerde bulunan ve beni de tanıyan taksiciler ise kıllarını kıpırdatmadı. Çok öfkelendim, “Çingenelerden nefret ediyorum, nasıl çocuk yetiştiriyorlar” dedim. Arkadaşımdan da zılgıtı yemem bir oldu. Antalya’da uyuşturucu ile anılan Zeytinköy’de (Çingeneler de yaşıyor burada) bir proje var, güzel proje, bölgeyi ayağa kaldıracak bir proje. Ama sıcak paraya alışmış olanların hiç yanaşmayacağı bir proje. Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü bölgede proje kapsamında kurs açtı, başvuru az. Neden mi? Düşünün bakalım….

**********
Geçenlerde mutfaktaydık, konu nereden geldi bilmiyorum ama aklıma üniversite yıllarım geldi. Okuldayken solcu erkeklerin ‘Kurtlar Vadisi’ni izlemesine anlam verilmez, hatta yadırganırdı. Neden mi? Bilmiyorum. Siyaset Bilimi hocamız bir keresinde, o dönem baya meşhur olan Biri Bizi Gözetliyor adlı programı kim izliyor demişti. Sınıftan kimse oralı olmamıştı. Oysa herkes izliyordu. İyi hatırlıyorum, Türkiye’nin profiline göz atmak için hem onu hem de evlendirme programlarına bakın demişti. Yani, muhalefet olup ezberden konuşmamak lazım. bir de okumak, çok okumak lazım…

27 Temmuz 2011

Sen 'feminem' değil misin? Nasıl evlenirsin?



Telefondaki ses bana ‘Sen feminem değil misin? Nasıl evlenirsin” diye soruyor. Aklımda ‘feminem değil, feminist’ sözcüğü dolaşırken “Neden olmasın?” diye sorusuna soruyla yanıt veriyorum…

Durun durun ben size iyisi mi en başından anlatayım…

Son birkaç gündür normal değil her şey. Belki ‘normal değil’ ağır bir sözcük oldu, biz buna ‘her zaman ki gibi değil’ desek daha doğru olur sanırım. Bugün de ‘her zamanki gibi olmayan’ günlerden birisine uyandım ben. İçimde anlamlandıramadığım bir heyecan. Ellimi nereye koyacağımı bilmiyorum, zaman zaman nefes alış verişlerin beni zora sokuyor, hatta öyle anlar oluyor ki nefes alamıyorum. Suyla takviye ediyorum kendimi. Heyecanlıyım anlayacağınız.

Cumartesi günü erkek arkadaşımın annesi ile tanışacağım bir hastane odasında. Tasarlanmış planlanmış bir durum değil. Benim orada olmam lazım, onun da annesinin. İkimiz de aynı yerde bulunmak durumundayız. Bir bebek dünyaya gelecek. Ben gidip korkak ellerimle ona dokunmaya çalışacağım, elime alamayacağım. Annesi de orada bebeğin annesine destek için bulunacak. Bebeğin annesi benim de arkadaşım olunca, buluşmak kaçınılmaz bir hal alacak anlayacağınız.

Şimdi bunda ne var demeyin, başıma ilk defa geliyor. İlk defa böyle bir işe soyunuyorum. Aniden, birdenbire oldu her şey. Durun ben bir nefes alayım…. Rahatlayayım…

Evet nerede kalmıştık, Cumartesi günü yaşanacak olan bu buluşmayla ilgili tek sıkıntı yaratan benim. Erkek arkadaşım oldukça rahat. Ne var bunda diye söylenirken pis pis sırıtıyor bile. Gelenek görenek tanımayan ben, kendimi göstermeye gidiyormuşum gibi hissediyorum. Hal böyle olunca da kasım kasım kasılıyorum. O gün orada ter batağına batacağımı, kekeleyerek konuşacağımı hayal edip kahroluyorum. Hastaneye gitmeme planları yaparken bir taraftan da ‘nereye kadar kaçacaksın’ diye soruyorum… Ayaklarım beni Cumartesi günkü buluşmaya götürebilecek mi inanın bilmiyorum….

O günü hayal bile etmek istemiyorum….

İşin bu kısmının yanında bir de arkadaşlar, dostlar faktörü var. Yıllardır “Ben asla evlenmem, evlilik de neyin nesi” diye dolaşan ben, şimdi onunla bir ömür geçirmek istiyorken bunu arkadaşlarıma anlatamıyorum. “Sen mi, saçmalama. Kim? Adı ne? Yaşı kaç? Nereli?” sorularına maruz bırakılıyorum. (Bu sabah İstanbul ve Samsun’dan böyle telefonlar aldım) Bir dostum arayıp benim “feminem” olduğumu söylüyor. Oysa ben heteroseksüelim, ha bir de feminist. Aklım karışıyor. Etrafım kalabalık, yanıt veremiyor, sorusunu soruyla karşılıyorum. Kendimi anlatamıyorum.

İçlerinden birisi kalkıp detayları almak için annemi aramaya yelteniyor. Annemin detay bilmediğini söyleyip telefona yelteniyorum. Arkadaşımın telefonu meşgul sinyali veriyor. kalbim sıkışıyor, terliyorum. Hemen akabinde telefonum çalıyor. Sırıtarak “ayrıntı için aradım” diyor. Kızıyorum sevimli şeye. Kapatıyoruz. Sonra İstanbul’dan arkadaşımın eşi arıyor, nikah şahidin olmak istiyorum demek için. Gülmekten yerlere yatıyor. Hissediyorum, duyuyorum…

Evlenebileceğime inanamıyorlar, ‘düğün ne zaman, ne zaman oynayacağız’ diyorlar. Düğün olmayacağını söylüyorum. Oynamaya bahane arayan arkadaşlarım, hüsrana uğruyor. Kendimi anlatamıyorum. Aklıma Cumartesi günü geliyor. Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Düşünüyorum…

14 Temmuz 2011

Çocuk olmak çıplaklıkla eşdeğerdir burada...



Dün bir haber için Zeytinköy’e gittik. İsmine bakıp şirin bir köy hayal etmeyin sakın. İmarsız, tapusuz, yolsuz ve çoğunluğu gecekondulardan oluşan bir bölge burası. Araya birkaç apartman serpiştirilmiş ama o kadar.

Yaşam o kadar da kolay değil burada. İsmi ‘uyuşturucu’ ile anılan bir bölge olması hasebi ile genç olmak da, çocuk olmak da kolay değil bu bölgede. Ya içine karışır gidersin, ya da kendini korumak istersin. Adın ‘Zeytinköylü’ sıfatı ile anılsın istemezsin…

Burada çocuk olmak ise çıplak gezmekle eş değer çoğunlukla. Ayakkabısız, donsuz, tozun toprağın içinde debelenmektir çocukluk. Kırık dökük birkaç oyuncak ile yeni oyunlar hayal etmektir. Deli gibi koşmak, koşmak koşmak, nereye varacağını bilemeden hem de.

Bazen de camdan dışarıya bakmaktır. Hesapsız kitapsız. Zaten çocuk olmak hesap kitap yapmadan yaşamak demektir.