06 Ekim 2010

...kolik bir hadise...

İki gündür film izleyip ağlıyorum.
Bu hiç hayırlı değil.
Yalnızlığımı özlüyorum,
Karanlık bana iyi geliyor, bu yüzden
Çocukken de, kaçmak için sorunlardan
Yorganın altına saklardım kendimi.
Şimdi geceyi örtü ediniyorum kendime.
Çok garip,
Sabahları neşeli kadın,
Akşamları tam bir melankoliğim.
Belki de geceler yaramıyordur bana....

05 Ekim 2010

Küçük kadının kitabı...



Bir müzayede haberine gitmiştim. Bir ressamın resimleri satılacaktı sokak hayvanları için. Bir iki fotoğraf çektikten sonra resimlerin yanında duran sehpanın üzerindeki kitapları gördüm. İki kitap vardı ve o iki kitaptan onlarcası. Birisini aldım elime, okudum ilk cümleleri. Okurken de ‘Bir kitapta ilk cümleler çok önemlidir’ diye geçirdim içimden. Hem kitabın adı hem de kapak fotoğrafı ‘Beni acemi eller hazırladı’ dercesine bağırıyordu. Kitabın yazarı da oradaymış, ben kitaplarını karıştırırken o da beni fotoğraflamak istenmiş ama geç kalmış. Yanıma geldi, benim fotoğrafımı çekecekken kalktığımı ve o anı kaçırdığını söyledi. Fotoğraf çektirmekten hoşlanmadığımı, bu durumun memnuniyet verici olduğunu söyledim –yoksa söylemedim de içimden mi düşündüm!- ve sonra kitap hakkında konuştuk. Yeni yazmaya başlayanlara nasıl önyargılı baktıysam ona da öyle baktım. Kitabını hediye etti. Oku ve mutlaka fikrini söyle dedi bana. Hem meraktan hem de kıskançlıktan okudum. Bugün bitti ve ben hem o kadını hem de kitabını çok sevdim.

Edebi bir roman değil, yaşanmışlıklar anlatılmış. Evet hem imla hem de anlatım bozuklukları var yer yer kitapta. Ama o kadar samimi ki, kendinizi kitabın kahramanı Seval’in yerine koyup ‘ben olsam böyle yapardım’ diyebiliyor ya da öfkelenebiliyorsunuz. Daha bir çok duyguyu yaşayabiliyorsunuz yani. Ona az önce bir mail gönderdim, ellerine sağlık dedim. Gerçekten o kitabı yazan ellerine sağlık. Amatör birisi, şimdilik tabi. İleride geliştirir mi bilmem. Ama çok tatlı bir kadın. Ben onu sevdim, bu kitabı okuyunca daha çok sevdim. Hatta evine gidip yaptığı börekleri tatmak isteyecek kadar sevdim bu küçük kadını. Bana ‘yapabileceğimi’ gösterdiği için bir kere daha sevdim…

Ellerine sağlık Seval, ellerine sağlık Fecrin…

04 Ekim 2010

Özlemek, bende bir hastalık...

Geçen hafta İstanbul’dan bir arkadaşım geldi. Sonu kötü biten bir İstanbul maceram sırasında tanımıştım onu. Yüreğinden geçirdiği şeyi hem diline hem yüzüne yansıtan, karınca misali çalışan ve çalışmaktan korkmayan birisi. Antalya’ya da çalışmak için gelmişti. İş arasına beni sıkıştırdı nitekim ve görüştük. Görür görmez ‘özlemişim’ seni dedi, içten, samimi. Tekrarladı defalarca, ‘özlemişim’ seni. Oysa bir iki defa daha görüşmüştük burada onunla. Hatta İstanbul’da bir alışveriş bahçesinin boş otoparkına oturup sohbet ettiğimiz zamanki gibi burada da büyük bir alışveriş mağazasının boşalmış parkına oturup konuşmuştuk. Bana İstanbul’da söylemek istediği ama söyleyemediği birkaç şeyi de açıklamıştı o sarhoş kafayla. Ama asıl anlatmak istediğim bunlar değil.

O bana ‘özledim’ derken aklım başka bir yere gitti. Bilmiyorum ne kadar oldu, zaman kavramı manasını yitirdi bende çünkü, yine bir haber işi için dışarıdaydım. Fırsatını bulduğum bir vakit önceki gün görüştüğüm erkek arkadaşımı arayıp konuşmuştum. Sesini duymak istedim biraz şımararak. ‘Özledim’ dedim ona, ‘Daha dün görüştük ya’ dedi. ‘Ama özledim’ diye tekrar edip ‘Ne yani sen özlemedin mi?’ diye sordum. ‘Ben özlemem herkesi’ dedi. Dondum, bozuldum, içim yandı, sustum. Beni nasıl kabulleniyorlarsa tüm domuzluğumla ben de insanları öyle kabullenmeliyim diye düşündüm hep. Bence bana benziyordu o. Duygularını çok dışarıya vuran birisi değildi çünkü kanımca. Gidişinin birkaç dakika öncesinde de dışa vurmamıştı duygularını. Bir anda çekip gitmişti işte benden.

O gün arkadaşım bana ‘özledim’ seni diyince ben de sustum, araya bir iki saçma sapan söz sıkıştırıp geveledim. O arada da aklıma bunlar geldi. O gittikten sonra hiç kimseyi özlemediğimi hatırladım. Şimdi de kimseyi özlemediğimi, hatta özlemek duygusunu unuttuğumu ve hatta onu özlemeye devam ettiğimi. Özlemin bende bir hastalık olduğu kanısına da vardım. Acı çekme duygusu ile birleşen ve çıkış yolu bulmayınca nükseden bir hastalık. Bununla ne kadar yaşarım bilmiyorum ama zaman zaman aynı yollardan geçtikçe, ya da üstünü örtmediğim anılarım ortaya çıktıkça ya da ne bileyim zamansız yalnızlıklarımda ‘özlüyorum’…