Bazen çıldıracak gibi oluyorum. Gazeteyi öyle garip kişiler arıyor ki. Öyle ki, telefonla konuşurken elimi sesimin gittiği o incecik deliklerden sokup, kabloları takip ederek arayan şahsa ulaşıp, boğazına yapışmak istiyorum. Hele bir de tonla işiniz varsa ve size ‘gazetecilik nasıl yapılır’ın dersini veriyorsa telefondaki kişi vah ki vah….
Az önce telefon çaldı mesela. Yanlış numarayı çevirmiş hemşerim. Bilmem kimle görüşecektim dedi, hem de benim gazetenin adını söyleyerek telefonu açmama aldırmadan. Burası ‘Gazete’ dedim. ‘Aaa, öyle mi? Pardon’ diyip kapattı. Aradan birkaç saniye geçti yeniden aradı. ‘Ya ben bir şey söyleyecektim. Dün televizyonda izledim. Mayın patlamış yine askerlerimiz şehit olmuş. Bu mayınları kim yapıyor, nereye yapıyor, kime satıyor bir araştırın’ dedi. İşim başımdan aşkındı inanın, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri biliyordur(!)’ dedim. Susmadı, ‘Biz de bilelim, düşmanımızı tanıyalım’ dedi. Tanısan ne olacak sanki, hem her şey kabak gibi ortadayken ya da senin zaten düşmanların varken. Şimdi ben sana bunu desem ki ‘B’ örgütü yapıyor, sen kesin bana ‘Yok efendim bunlar ‘ örgütünün işi’ diye. Yemezler, benim ne sana yeni düşmanlar yaratacak gücüm var ne de her şeyin paranoyakça ilerlediği şu günlerde kendime inanacak yeni değerler aranmakta. O yüzden, telefondaki adama ‘Teşekkür ediyorum, notumu aldım’ dedim ve kapattım. Büyük ihtimalle telefonu kapattıktan sonra benim ne kadar ahmak birisi olduğumu düşünmüştür! Peh, çok umurumda sanki. Geçenlerde de bilmem ne böceği için yapılan mücadele ile ilgili haber vardı gazetenin en arka sayfasında. Görmüş bir okur, aramış. Haberi görmemiştim, söyleyince çevirdim. Baktım, herhalde zirai mücadele ile ilgili bana örnekler verecek derken ‘Böceklerin de Tanrı’nın bir armağanı olduğunu’ söyledi, öldürülmemesi gerektiğini falan. Yine bozmadım arayanı, herhalde ziraat mühendisi falan diye düşündüm. Merak ettim sordum, yok yok değilmiş. Sade bir vatandaşmış…
22 Haziran 2010
20 Haziran 2010
-miş zaman
O günün şartlarında,
Yani henüz 18'imde iken,
Hiç mantıklı gelmemişti oysa
Bekar erkeğin evindeki kadın terlikleri.
Annemin demişti, inanmıştım...
Oysa şimdi,
Evli bir erkeğin evindeki
Kadın terliklerini rahatlıkla giyinip
Yatağına girebiliyorum...
Yani henüz 18'imde iken,
Hiç mantıklı gelmemişti oysa
Bekar erkeğin evindeki kadın terlikleri.
Annemin demişti, inanmıştım...
Oysa şimdi,
Evli bir erkeğin evindeki
Kadın terliklerini rahatlıkla giyinip
Yatağına girebiliyorum...
04 Ocak 2010
Sigaraya mola...

Şimdi sigaraya zam geldi ya, bizim ofisin yarısı içici, bir ben değilim. Bağımlısı olamadım lanetin, otlakçıyım ben çoğunlukla, içime de çekmem dumanını. Otlanırken bile sigara seçerim. Mesela Winston bana iyi gelir, Lark’da keza öyle ama Winston’un lightını içerken yağ içiyormuşum gibi hissederim. Malboro’ya da öyle herkesin bayıldığı gibi bayılmam, içemem ağır gelir, uzatana burun kıvırırım. Neyse, bu sabah bu sağlam içicilerden bir arkadaş ofise girdi. Günaydınlaştıktan sonra ilk uyarısını yaptı. “Bundan sonra benden sigara istemeyin kalbinizi kırarım” dedi. Direkt bana ama, ben de alırım oysa arada paket. Otlakçıyım dediysem sapına kadar değil yani. Şimdi de yanımda Lark var. Kıymete bindi lanet olası. Az önce de arkadaşla Lark, Winston ve 2000’in kokularını karşılaştırdık. Birinci sırayı Winston kaptı, ikiyi benimki en son sırayı da 2000. Zaten o da 2000’in yanında lezzet versin diye almış Winston’u. Sigara zammı bizim ofiste böyle hissedildi. Rejim yapmaya başlamış birisinin sürekli tatlı ve çikolata düşünmesi gibi bizim de muhabbetimiz hep sigara. Kimse de vazgeçmeyi düşünmüyor ha….
Kaydol:
Yorumlar (Atom)